Ordos Neden Nasuh Mahruki’yi İstemiyor?

ORDOS NEDEN NASUH MAHRUKİ’Yİ İSTEMİYOR

Değerli dağcı dostlar ve dağlara gönül verenler,

Türkiye Dağcılık Federasyonu başkanlığı seçimleri, camianın büyük bölümü tarafından sağduyulu ve samimi bir şekilde değerlendirilip ilgiyle takip edilirken, tahmin ettiğim gibi küçük bir azınlık tarafından da karalamalar, hakaretler ve iftiralar üzerinden de sabote edilmeye ve kişileri rencide edici iddialarla ortalık karıştırılmaya çalışılıyor.

Öncelikle bu durumu şiddetle kınadığımı ve son derece rahatsız olduğumu ancak her saçmalayana karşı bir savunma geliştirmek amacıyla, şu kısacık kalmış zamanımızda enerjimi boşa harcayamayacağımı bilmenizi isterim. Yine de bazı konulara açıklık getirmek zorunda olduğumu görüyorum. Özellikle camiayı en çok şaşırtan konulardan biri de; yıllardır TDF başkanlığına kimse aday olmazken bir anda nasıl oldu da 2. hatta 3. aday bile bulunuverdi.

2. aday olarak kişisel gerekçelerimi ve TDF’de kuracağımız yönetim anlayışını bir önceki uzun mesajımda sizlerle paylaşmıştım. Dolayısıyla aynı şeyleri tekrar ederek zamanınızı almak istemiyorum, zaten bu yazı ziyadesiyle uzun olacak. Ancak 3. adayın, neden adaylık başvurusunun bitimine yarım saat kala yetiştirildiği, 3. aday olarak Seyhan Çamlıgüney’in camiayı bilgilendirmek için yazılan adaylık yazısının ve başkan olarak izleyeceği programın neden ORDOS imzasıyla yayınlandığı veya Serhan Poçan’ın Seyhan’ın adaylık başvurusu öncesinde neden Alladdin Karaca’ya telefon ettiği gibi konularda son günlerde haklı olarak sorulan sorulara bir cevap verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu sorunun asıl muhatabı olan ORDOS nasıl olsa bu cevabı vermeyecek veya konuyu özünden uzaklaştıran açıklamalar yapacak, ya da daha kötüsü işi yine hakaretlerle sürdürecek.

Bu nedenle, bu sorunun diğer ucundaki muhatabı olarak bu konuda sizleri bilgilendirmeyi sürecin geldiği yer itibariyle bir zorunluluk olarak görüyorum.

Öncelikle ORDOS ve Nasuh Mahruki arasında bir sorun var mı sorusunu cevaplayalım; EVET, maalesef var, hem de ciddi bir sorun var. Gelelim bunun detaylarına.

ORDOS ve AKUT bildiğiniz gibi dağda arama ve kurtarma konularında çalışan ülkemizin ilk STK’larıdır. ORDOS kendi misyonunu dağlarla sınırlamışken, AKUT dağ kazalarına ilave olarak depremden, sele, orman yangınlarından boğulma vakalarına, rafting kazalarından arazide kaybolma vakalarına, yurt dışı afetlere kadar çok geniş bir alanda faaliyet gösteriyor. AKUT ve ORDOS ilk yıllarında dağ arama kurtarma faaliyetlerinde zaman zaman birlikte çalışmış, zaman zaman da birbirlerinin boşluğunu doldurmuştur. Buraya kadar herşey normal.

Şimdi normal olmayan kısmına geliyoruz. O günlerde ORDOS’un gayet başarılı olarak çözdüğü bir arama kurtarma görevinde son anda devreye giren ve kazazedeyi ORDOS’tan teslim alıp helikopterle hastaneye nakleden ekip olarak AKUT, ne yazık ki bizi de rahatsız edecek şekilde medyada öne çıkartılmıştı ve ORDOS da bu durumdan haklı olarak son derece rahatsız olmuştu. Bu durumun bizden kaynaklanmadığını ve medyayı ne iyi ne de kötü yönde kontrol etmeye imkanımızın olmadığını defalarca anlatmaya çalıştıysak da sonuçta o günkü haberler ORDOS’un emeğine saygısızlık ve AKUT’a da haketmediği bir (+) olarak kamuoyuna yansımıştı. Bu durumla biz de karşılaşmış olsaydık elbette ki rahatsız olurduk ama bunu yıllar süren bir kan davası haline de asla getirmezdik. Sonuçta AKUT bugüne dek 339 arama kurtarma görevine katılmış ve 700’den fazla insanın hayatının kurtarılmasında ve/veya içinde bulunduğu zor koşullardan alınıp normal yaşam koşullarına nakledilmesinde aktif olarak görev almış bir STK’dır, sadece 2006’da katıldığımız arama kurtarma görevi sayısı 70’tir. Bu bahsettiğim rakamlar ORDOS’un verebileceği rakamların en az 20 – 25 katıdır. Sözkonusu olay bize maledilmiş olsa ne olur olmasa ne olur. Bu durumun ORDOS’ta yarattığı rahatsızlığı anlamakla birlikte yıllar süren bir çekişme yaratmasını açıkçası anlayamıyor ve bunun altında başka sebepler arıyorum.

Gelelim bu başka sebeplere. İşin bu tarafını size anlatabilmek için geçtiğimiz dönemlerde beni had safhada üzen ve rahatsız eden ORDOS’la aramızdaki yazışmaları size aktarmam gerekecek. Bunu yapmayı pek istemediğim halde, sürecin geldiği yer itibariyle camianın iyice karıştırılan kafasını ancak bu şekilde berraklaştırabileceğimi düşünüyorum. Bu yazışmalar sonuçta ORDOS listesine üye olan 258 kişi tarafından zaten bilinmektedir. Dolayısıyla saklanacak, utanılacak bir durum olduğunu düşünmüyorum.

Şimdi size uzun bir hikaye anlatacağım. Bunu tarafsız yapabilmek için de, fazla yorum yapmadan ORDOS’la yıllardır ara sıra ve hep onlar tarafından başlatılan anlamsız çatışmalarımızı sizlerle paylaşacağım.

Merak edenler ve sabrı olanlar buyursunlar;

ORDOS tarafından AKUT’a ilk saldırı şöyle oldu;

ORDOS eski Yönetim Kurulu, şimdiki Denetleme Kurulu (bugünkü Yönetim Kurulu) üyesi Yalçın Yaldız tarafından 15 OCAK 2002 tarihinde ORDOS elektronik posta listesine AKUT hakkında iğrenç iftiralarla dolu bir ileti yönlendirildi.

Aşağıda okuyacağınız AKUT ve şahsım hakkında ahlaksız iftiralarla dolu ileti, bundan 5 yıl kadar önce ORDOS’un bir Denetleme Kurulu üyesinin adıyla ve ORDOS’un listesi tarafından yayıldı Türkiye’ye.

yazan adini belirtmemis, akut ile ilgili :((((((

>Subject: [italyan_sirki] FW: AKUT GERCEGI

>Date: Tue, 15 Jan 2002 10:05:49 +0200

>

>

> > > >akut(arama kurtarma dernegi)yasanan iki buyuk depremde

> > > >bir nur misali gelecege umutla bakmamiza sebep

> > > >vermisti.

> > > >taki bu guzelligi “para”bozuncaya kadar…

> > > >gerek yurt icinden gerekse yurt dısindan hatta ve

> > > >hatta devletten buyuk maddi yardimlar,araziler,araclar

> > > >v.s alan akutun holdinglere esit derecede bir mali

> > > >guce medyada reytinge ulasmasi dernegin

> > > >yoneticilerinin

> > > >gozunu kamastirdi.

> > > >halkmiz tarafindan yapilan yardimlar esasinda deprem

> > > >icindi…

> > > >lakin biturlu bu ugurda harcanmak

> > > >istenmiyordu.uyelerin herturlu teklifi ve projesi

> > > >yonetim kurulunca geri cevriliyordu.zira bu

> > > >trilyonlarin uzerine bagislanan arazilerin uzerine

> > > >planlanmis organize firsat ve zamani kolluyordu…

> > > >iste “o” ana gelindi AKUT DERNEKLİKTEN VAKİFA(!)

> > > >GECİYOR….

> > > >medyanin gozbebegi olan akutun icinde yasanan

> > > >gelismeler hic yansimadi sizlere…

> > > >nasil yansiyacaktiki?

> > > >hava atmasi saglansin ve hep raeytin yukseltecek

> > > >yazilara gazetelerde tv lerde ciksin diye medya

> > > >mensublari dernege uye yapildi hizla…

> > > >oysa depremden sonra binlerce kisi uye olmak icin

> > > >basvurmus yuzlerce kisi gonullu olarak sugune kadar

> > > >dernekte calismasina ragmen uye yapilmamisti.

> > > >neden?

> > > >cevabi cok basit aslinda dernegi kendi mali gibi goren

> > > >gelen yardimlari kuruma degilde kendisine yapildigini

> > > >dusunen nasuh mahruki ve arkadaslari(ozellikle melih

> > > >fidan ve demir kardas)olene kadar yonetimde:) olmak

> > > >icin yeni uye tehlikesini goze almazlardi.

> > > >kanuna gore suc olmasina ragmen(uye

> > > >yapilmama)dernekler masasi medya korkusundan

> > > >gelismelere sessiz kaldi…

> > > >neler oldu neler…

> > > >bazi uyelere egitmen sifatiyla maas mi baglanmadimi…

> > > >

> > > >

> > > >(guya gonulluk eassina dayali bir dernekti ya…isin

> > > >komigi egitmen(!)olna kisiler dernegin parasi ile

> > > >tatil gibi yurdisina bir egiteme yollandi ve bunlari

> > > >gelip para karsiligi ….:)

> > > >yardim edilen onca araclar nasuh ve arkadaslarina

> > > >tahsisi edilmedimi…

> > > >15-20 kisi(nasuh ve ekibi)disinda dernegin yonetim

> > > >kademesinde yerlere”yabanci”oturtulmadi:)

> > > >akut isminin altinda bu yonetimdeki arkadaslar thy den

> > > >bile ozel indirimlere haklara kavusmadimi..

> > > >okadar cok sey varki anlatmakla bitmez…

> > > >bu gidise dur demek isteyen herkes istifa etmek

> > > >zorunda kalmisti.muhalefet olan herkes

> > > >nusuh-demir-melih tarafindan dislaniyordu….

> > > >oyuzden herkes sessiz kaliyordu gelismelere…

> > > >zaten istenilen kendi arkadaslari icerisinden oy

> > > >garantili(!)uyelerin olmasiydi.bu uyelik yillardir

> > > >bekleyenlerin uyeliginden hizli oldu tabi…

> > > >cunku artik VAKIF olmanin trilyonlarin arazilerin

> > > >istenildigi gibi(halkimizin arzusu,yardim edisinn

> > > >disinda hem vakif olduktan sonra ne onemi vardiki)

> > > >kullanilmasinin zamani gelmisti.

> > > >gazetlerde tv lerde hergun cikan vakif rezelatleri

> > > >onlarin yuzunu bile kizartmiyordu.

> > > >

> > > >siz bu maili okuyan dost…

> > > >neyazikki artik yapilacak hicbirsey yok.

> > > >(derneklikten vakifa gecilecek oylar nasuh,demir ve

> > > >melih tarafindan saglama alinmis durumda)

> > > >

> > > >sadece gercekleri bilmeniz toplumuzda her guzellikle

> > > >baslayan hareketin paranin karsisinda yenilecegini

> > > >ego,kisisel menfaat,koltuk sevdasi hatta fasist

> > > >yonetimin hep kazanacagini bilmenizi duymanizi

> > > >istememdir.

> > > >neyazikki…

> > > >

Ne faşistliğimizin, ne paraları cebe indirişimizin kaldığı bu iğrenç yazıyı okuyunca elbette ki çok rahatsız olduk, ORDOS durduk yerde bize karşı çok gereksiz ve yersiz bir hamle yapmıştı.

İlk iş, hemen ilerleyen günlerde bu yazının kim tarafından yazıldığını bulmak amacıyla ORDOS’tan tanıdığım bir arkadaşımla konuşmaya çalıştım. Karşılıklı iletilerimizde, bu mesajlaşmadan ne kadar şaşkınlık duyduğumu anlayacaksınız.

Uzun süren bu rahatsız edici mesajlaşmalardan sonra, bütün iyi niyetli çabalarımıza rağmen sözkonusu iletinin kim tarafından yazıldığını, bu yazıyı ilk kez Türkiye’ye yayan ORDOS’a sorarak öğrenemeyeceğimizi anlamış olduk. ORDOS’un yazdığını zannetmemekle birlikte, koruduğu ve aynı şekilde düşündüğü birileri tarafından AKUT’u zor duruma sokmak amacıyla yazıldığı ortadaydı. Bu durumda ya konuyu kapatacaktık ki, buna ne benim ne de AKUT’taki onurlu arkadaşlarımın kişiliği müsaade edemezdi ya da elimizde kalan son seçenek olarak hakkımızı hukuki yollardan takip edecektik. Nitekim bu konuyu değerlendirmek üzere kalabalık bir toplantı yaptık ve ORDOS’un yaptığı bu ahlaksızlığın hukuki yollardan soruşturulmasına karar verdik. Bu dava hala devam etmektedir.

Bir süre sonra doğal olarak ORDOS’a bu yönde Dernekler Masası’ndan bir tebligat yapıldı. Serhan Poçan’ın bu tebligatla ilgili ORDOS grubuna hitaben yazdığı 14 Ekim 2002 tarihli yazısı aşağıda. Serhan’ın yazısının son bölümündeki benim hakkımdaki düşüncelerini dikkatle okuyun ve bugün TDF başkanlık seçimlerinde neden bu kadar paniğe kapıldıklarını bir düşünün.

 

merhaba arkadaslar,

 

Bugun dernekler masasina yapilan bir tebligat bize iletildi.

Arkadaslarimiz Oguz, Yalcin, bir de bizim hic tanimadigimiz bir isim hakkinda Sisli cumhuriyet bassavciligina suc duyurusunda bulunulmus. Dernegimizin avukati ve de yonetim kurulu uyemiz Isil bu konu ile ilgileniyor.

 

Mesele listelere yonlendirilen (forward) bir mesajin icerigidir.

 

Bu mesele olustugu anda dernegimizden bazı arkadaslar, tum iyi niyetleri ile asagidaki basliklari Nasuh Mahruki’ye dogrudan aktarmislardi.

 

* Bu mesaj, listelerede dolasan binlerce haberlesmeden biridir.

* Her ne kadar gelisimini ve yaptiklarini onaylamasak ta ve her ne kadar

guclu elestirilerimiz olsa da ORDOS’un ya da bir ORDOS’lunun AKUT’u

yermek icin izleyecegi yol ve uslup bu degildir.

* Yazi saptama niteligindeki ilginc vurgulardan dolayi listemize

dogallikla yollanmistir.

* Umariz AKUT bu denli rahatsiz edici suclamalarin haksizligini hukuksal

boyuta varmasa da kendine yakin olanlara anlatablilir.

 

Arama kurtarma takimlari olsumu deprem sureci ile baslamistir ve de ne

hikmetse dagcilar merkezli yurumustur. Su anda da her alandaki arama

kurtarma calismalarinda adinda “KUT” olsun olmasin dagcilar da yer

alir. Bu nedenle meseleyi bir arama kurtarma takiminin sorunulari yerine Turkiye dagciliginin bir kesimine mal etmek yanlis olmaz.

 

Bugun herhangi bir universitenin dagci uyelerinin Aladaglar’da yasadigi

sorun tum Türkiye dagciliginin tepkisini tetikleyebilmektedir.

Turkiye’de dagcilar her konuda ayni seyleri soylemeseler de aynı noktalarda birlesebilmektedirler. Ancak Turkiye dagciliginin dagcilik disi

camialarda temsilcisi AKUT baskani, hicbir etkinliginde ve hatta son donem gundeme gelen “daglara izinli cikma” meselesinin “arabuluculugu” misyonuna soyundugunda dahi turkiye dagciligi ile barisamamistir. AKUT her yonden saldiriya ugrarken beklenen dogal yaklasim doga sporculari kanadinda yek vucut bir dayanisma ve karsi koyma olmali idi. AKUT baskani ise saldirilara karsi tepkisini dagcilara yonlendirmistir. AKUT baskani son siyasi hatasini yaparak Turkiye dagciliginin onemli bir kismi ile zaten zayif olan baglarini iyice kopartmistir.

 

Yukaridaki suc duyurusunun ayibi bir yana AKUT baskaninin en buyuk kaybi budur.

 

Kimsenin kaynagi tarafindan reddedilmemesini dileyelim.

 

Belki hafizalardan silinmistir diye arkadaslarimizin listeye ilettigi

soz konusu mesaji asagida tekrar sunuyorum.

 

Serhan POCAN

 

Bu yazı üzerine elbette ben de durumu ORDOS’a kendi açımızdan anlatmak ve bazı yanlış anlamaları düzeltmek istedim. Aslında konu buralara gelmeden çok önce, bu sorunu çözmek için, daha yazının ilk yayınlandığı tarihten 3 gün sonra, önceden tanıdığım ORDOS’tan Aziz Özmine’ye bu konuyu sormuştum ama Aziz beni çok şaşırtarak hiç bir şekilde yardımcı olmadığı gibi bir de üstüne üstlük sanki biz mağdur taraf değil de suçlu tarafmışız gibi kızdı bana. Dolayısıyla hala ORDOS’tan empati bulabileceğimi umarak bu konu hakkındaki Aziz’le olan özel yazışmalarımızı yolladım. Aşağıda bu konudaki yazışmalarımızı bulabilirsiniz.

 

RE: [ordos] ORDOS uyelerine suc duyurusu

 

Merhaba ORDOS grubu,

 

Bazı yanlış anlamaların düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu yazıyı

da bu yüzden size yolluyorum.

 

Bu ileti Yalçın Yaldız kanalıyla listenizde Türkiye’ye yayılmaya

başladığı anda – 15 Ocak 2002 tarihi (sizden yayıldı diyorum çünkü henüz sizden öncesine ulaşamadık – “sirk cambazı” subject’inin ne anlama geldiğini, hiç yardımcı olmadığınız için bulamadık – yanılıyorsak lütfen düzeltin) ilk tepkim aşağıdaki şekilde oldu.

 

Daha önceden tanıdığım ve aramızda iyi bir diyalog olduğunu düşündüğüm Aziz Özmine’ye 18 Ocak tarihinde bir mail attım.

 

—————————————–

“Aziz selam,

 

Bu mailin kaynağını bulmama yardımcı olabilirmisin. Yalçın Yaldız kimdir

ve bu maili nereden almış olabilir, yoksa kendisi mi yazdı. ?

 

Bu konularda bilgin var mı?.

 

Kendine iyi bak,

 

Nasuh”

——————————————

Aziz’den şu şekilde bir mesaj geldi;

 

——————————————–

“Merhaba Nasuh,

 

Mesajinda hangi mailden bahsettigini tam olarak anlayamadim.

 

Selamlar,

AzOz

——————————————–

 

Ben hala iyi niyetle, herhalde haberi yok durumdan deyip bu sefer mesajı

da forward ettim.

 

——————————————–

“Aziz selam,

 

Bahsettiğim mail bu. Şu anda bununla ilgili araştırma yapıyoruz. Bilgin

varsa paylaşırsan sevinirim.

 

Nasuh”

——————————————

 

Aziz’den gelen cevabı fazlasıyla sert buldum ve ne yazık ki yaptığımız

araştırma konusunda bir adım ilerleyemedik. Aşağıda Aziz’in cevabı var;

 

——————————————

“Selam,

 

Bu mailden bahsettigini tahmin ediyordum ama ortalikda dolasan ve benim duymadigim, bilmedigim baska mailler de olabilecegini dusunerek tam olarak neden bahsettigini anlamak istedim oncelikle.

 

En bastan sunu soyleyeyim ki Yalcin Yaldiz arkadasimiz ordos’un,

zamaninda yonetim kurulu uyeliginde de bulunmus degerli bir uyesidir.

 

Bu konuyla ilgili olarak akut uyesi olan ya da kendisini akut uyesi olarak

tanitan bazi kisiler, gerek benimle gerekse de Yalcin arkadasimizla

gereksiz yere ve fazlasiyla rahatsiz edici usluplarda tartismalara

girmislerdir. Yalcin, ortalikta serseri bir mayin gibi dolasan ve uyesi

oldugu bir arkadas grubu listesine hangi kanallarla geldigini bilemedigi

ve hicbir sekilde de bir alakasi olmadigi bu maili ordos listesine

ilettigi icin suclamalara varan mesajlara muhatap olmustur. Kendisine

gelen bir mesaji istedigi kisi ya da kisilere iletmek kisinin kendi

ozgur iradesine kalmis birseydir, bu konuda hic kimsenin kimseye hesap

sorma hakki yoktur. Bu maili forward eden ben de olabilirdim, hatta

senin e-mail adresini bilsem “bak Nasuh, alemde sizin icin boole boole

diyorlar, haberiniz olsun” diye sana da gonderebilirdim. Bu konuda akut

uyesi arkadaslarin yeldegirmeninden canavarlar yaratip kendi kendilerine

tuhaf suclamalar icine girmeleri pek anlasilir gelmiyor bana. Once “sen

kim oluyorsun da boyle bir mail yaziyorsun” saldirilari, durumu biraz

anlayinca ardindan da “sen kim oluyorsun da mail forward ediyorsun”

tehditleri. Bunlar hic hos seyler degil, emin ol bu olanlar ordos

icerisinde duyulursa ortalik toz duman olur. Gereksiz polemikler

yaratmamak icin bu olaylari kendi icimizde tutuyoruz simdilik. ordos

listesini takip eden arkadaslariniz da listede bu konuyla ilgili hicbir

yorum yapilmadigini herhalde farketmislerdir.

 

 

Gelelim ilgili maile. Senin de bana ilettigin gibi sozkonusu mail

Yalcin’in “yazan adini belirtmemis, akut ile ilgili :((((((” baslangic

notuyla ordos listesine iletilmis. Belli ki mail kendisine bir sekilde

ulasmis ve o da bunu ordos listesine iletmis. Ayrica notunun sonundaki

mimik isaretleri ilettigi seyin tatsiz bir haber oldugunu da bastan

isaret ediyor zaten. Yani zil takip oynamamis kimse bu habere. Zaten

mailin metin kismindaki >>>> isaretlerine bakarsan ve diger arkadaslar

da bakarlarsa bu mailin en az 4 kez bir adresten digerine forward

edildigini anlayabilirler.

 

 

 

Sozun ozu:

 

Olayin Yalcin’la veya ordos’la bir alakasi yok.

Mesajin nereden geldigi konusunda bilgimiz yok.

Kimsenin kimseyi mesaj iletme iletmeme konusunda kisitlamaya hakki yok.

 

Internet alemi herkese acik, yani tezkip yazisi yazmaniza, gercekleri

anlatmaniza (ihtiyac duyuyorsaniz tabi) bir engel yok.

 

Bu konuyla ilgili bir daha rahatsiz edilmemek dilegiyle,

 

Selam ve sevgiler,

 

AzOz”

————————————————

Çok basit bir soru sorduğum ve sadece basit bir cevap istediğim halde, –

Bu mailin kaynağı neresidir?- Aldığım cevap bence üzücüydü.

 

Bunları duyduğuma son derece şaşkın bir halde Aziz’e şöyle bir mail

attım.

 

————————————————

“Tekrar merhaba,

 

Bu maili yazma sebebim acaba ben yanlış bir Aziz’e mi mail attım diye

kontrol etmek içindir.

 

Sen Camel Trophy’e katılan Aziz değilmisin. O isen, aramızdaki ilişkiye

güvenerek çok basit bir soru sormaya çalıştım ve sadece içten bir cevap

istiyordum. Diğer maillerden dolayı bir gerilim yaşamış olabilirsiniz

ama bunun için bana kızman ne derece doğru?. Sizle kimlerin konuştuğunu bilmiyorum. Sadece senden bana yardımcı olmanı istedim. Mailindeki uslupta, umarım yanlış anlamışımdır, ama gereksiz bir sertlik var gibi geliyor bana.

 

O Aziz değilsen, seninle bir şeyler paylaşmamış olsak bile, yine de

gereksiz bir sertlik olduğunu düşünüyorum.

 

Sadece bana yardımcı olmanı istiyordum. Yalçın’a bu maili nereden

aldığını sorabilirmisin, yani ona nereden gelmiş. Mailin yazarına

ulaşabilirsek pek çok şey yerine oturacak ve hepimiz rahat edeceğiz.

 

Bir de lütfen herkes istediği maili istediği şekilde forward edebilir

deme bana. Elbette ki kimsenin kimseyi kısıtlamaya hakkı yok, ama bu

kadar kişisel saldırılar bulunan isimsiz bir maili, kaynak dahi

belirtmeden listelere taşımak ne derece ahlaka uygun. Ben şimdi ORDOS yönetim kurulu üyelerinden şunlar şunlar, örneğin Aziz Özmine hakkında hırsızlıktan ve dolandırıcılıktan, şunlar şunlar hakkında da

sübyancılıktan ve fahişelikten (kelimelerin sertliğini mazur gör –

sadece örnekleme yapıyorum) savcılığa suç duyurusunda bulunuldu diye

bana gelen isimsiz bir maili üyesi olduğum listelere taşısam bu sizce

doğru bir hareket olur mu? Sizin hiç alakası olmadığınız konularda,

kelalaka ortamlarda kendinizi savunmak zorunda bırakılmanız hoşunuza

gidermiydi?

 

Aziz, lütfen sağduyulu davranmaya çalışalım. AKUT, ORDOS, Nasuh,

 

Yalçın değil burada konu. Ben sadece doğru hareket görmek istiyorum.

 

İki kere düşünüp bir kere yazman dileğiyle…

 

 

 

Sevgiler,

 

Nasuh”

——————————————————–

Sonuçta Aziz’le hiçbir yere varmayacak bir mailleşmemiz daha oldu ve

 

biz bu hakaretlerin üzerine su içmek zorunda bırakıldık.

 

Şimdi sevgili ORDOS’lular, kendinizi bizim yerimize koyun. Birileri

sizin hakkınızda yalan yanlış bilgiler ve hakaretler dolu bir iletiyi

listelere taşıyor ve siz de bunun ulaşabildiğiniz kaynağına ulaşıp, ona

sadece bu iletiyi nereden aldığını soruyorsunuz ve aldığınız cevap,

yukarıdaki şekilde sonuçlanıyor.

 

 

Bu konu benim şahsi sorunum değil arkadaşlar. Burada AKUT’taki bütün

Yönetim kadrosu ve onlarla birlikte uyum içinde çalışan üyeler zan

altında bırakılıyor. Bu konu ile ilgili 40 – 50 AKUT üyesinin katıldığı

bir toplantı yapıldı ve sonucunda hakkımızı hukuki yollarla aramaktan

başka şansımızın kalmadığına karar verildi. Emin olun işin buraya

gelmesinden dolayı hepimiz üzüntü duyuyoruz, ancak bize başka şans

bırakmadınız.

 

Serhan’ın iletisinde iddia ettiği “iyi niyet”in yüzde birini sizin

tarafınızdan görseydim, hukuki sürecin başlatılmaması için, emin olun

bütün AKUT grubuna karşı direnirdim. Ne yazık ki, gerçek böyle olmadı.

 

Serhan’ın iletisine ek olarak bahsettiği konularla ilgili detaylı bilgi

isterseniz bir gün onu da anlatmaya çalışırım.

 

 

Sevgiler ve çalışmalarınızda başarılar dilerim.

 

 

Nasuh

 

 

 

Bu yazışmalar üzerine bu kez ORDOS’un geri kalanı da girdi tartışmaya. Size şimdi onların iletilerini de sunacağım. Elinizi vicdanınıza koyun ve objektif olarak bir değerlendirin bakalım. Önce Burçak Özoğlu’nun 16 Ekim tarihli küçümseyici, aşağılayıcı iletisi;

 

 

 

Arkadaslar,

 

Bence, ulkemizin dernegi AKUT, ya da ayni anlama gelmek uzere memleketin dernek baskani nasuh mahruki cok hakli.

 

simdi hem  bu memleketin guzide bir derneginin basinda olacaksin, hem elini neye atsan basarili olacaksin bir de ustune ustluk “turkiye seninle gurur duyuyor” olacak hem de bu durumlara duseceksin.

 

allah askina bir nasuh mahruki karsisinda herhangi bir baska örgütlülük nedir ki? yani ordos bugune kadar ne yapti bir soyleyin bana, zaten akuta da ilhak etmedi nedir simdi bu havalar?haddimizi bilelim arkadaslar!

 

ne demek yani simdi nasuh mahrukiye birisi laf yazacak, bunu gorup ilginc bulup listenize yollayacaksiniz, e dogal olarak mahruki bu ise kizacak yani! kardesim burasi internet kimin kime ne ilettigiyle mi ugrasacagiz nasil dersiniz siz mahrukiye? bir dusunun ya nasuh mahruki sahsen bizim listemizle ilgilenmis, yalnizca bizden iletinin kaynagini  istemis cok mu? bulacaksin kardesim, anlamaz adam, yok efendim internetti, bizim ne alakamiz vardi, ilgilenmedik bile falan, anlamaaaz. bulun birini ihbar ediverin iste. akliniz aliyor mu simdi sizin, bu adamcagiz birisinden bir sey isteyecek ve ciddiye alinmayacak! valla adami vatan haini diye yakalarlar. ne diyorsunuz ya nasuh mahruki bu, demirelin sapkasini bile giydi adam!!!

 

diger tartisma listelerinin saygili tavrindan ornek almaliyiz. listemize nasuh mahruki aleyhine mail falan yanlislikla yollanirsa,  hemen ertesi gun ozur ve duzeltme yazisi, ordos ykdan yazili ozur ve mesaji, iletiyi aktaran uyeyi ihrac ettigimizi gosteren belge, kendimizi cezalandirmak icin de listemize bes gun kapatma cezasi verelim.

 

zaten birkac arkadasimizi bu yolda kaybettik. zavallilar alinlarinda hep nasuh mahrukiye yanlis yapmanin lekesini tasiyacaklar. ama biz de akillanmiyoruz ki canim simdi de serhanla aziz… yandiniz oglum siz….

 

 

 

burcak

 

 

 

not: ya yanlislikla bir kere nasuh mahrukinin adini kucuk harfle yazdim diye butun yazida kucuk harf kullandim, burada belirteyim de suc unsuru olmasin. ama noktalama yerinde valla.

 

 

 

 

 

ORDOS Yönetim Kurulu üyesi Işıl Tokcan da ORDOS YK adına tartışmaya şu şekilde katıldı;

 

 

 

Sevgili dostlar,

 

 

Akut dernegi 2001’in basindan beri kendi icinde bazi sorunlar yasamaktadir. Bizler bu sorunlari gerek gazetelerden gerekse dagcilik camiasindan duymaktaydik. Son olarak nereden geldigi belli olmayan bir mesaj yorumsuz olarak ve bilgi icin bir uyemiz tarafindan listemize gonderilmistir. Bu konuyla ilgili hicbir ORDOS uyesi olumlu ya da olumsuz bir yorumda bulunmamistir. Gazetelerde defalarca yayinlanmis (bakiniz Hurriyet gazetesi 21-22 Mart 2001, 25 Temmuz 2002, 30 Temmuz 2002, 4 Agustos 2002, 23 Agustos 2002, 26 Agustos 2002) bir olay hakkinda listemize gelen bir mesaj yuzunden ORDOS hakkinda suc duyurusunda bulunulmasi ORDOS’un adini karalamak, kendi ic problemlerine ve cekismelerine bizi de katmak amaclidir. ORDOS’un adi hic bir zaman cetrefilli islerle anilmamistir, bu seferde anilmamalidir. Akut’un bu suc duyurusu kotu niyetlidir cunku aslinda kendi iclerinden gelen bazi kisilerin AKUTla ilgili mesajda yeralan suclamalari yaptiklari aciktir. Bu kisiler zaten kimliklerini saklamamis

ve AKUT yoneticileri hakkinda yargiya basvurarak suc duyurusunda bulunmuslardir.

 

 

 

Buna iliskin haberler de yukarida tarihlerini verdigim gazete nushalarinda

yeralmaktadir. Hala ORDOS’un bu isle ilgisini iddia etmek haksizliktir ve kotu niyettir. Bu iddianin amacinin karalama, tehdit ve gozdagi vermek oldugunu dusunmekteyiz. Buna karsilik biz de “uzulerek” hukuki haklarimizi kullanacagiz.

 

 

 

Hepinize sevgi ve saygilarimizi sunariz

 

ORDOS YK adina

 

Baskan yrd.

 

Isil Tokcan

 

 

 

ORDOS’tan gelen bu tür inanılmaz pişkin ve hakaret dolu mesajlar üzerine, 18 Ekim 2002 tarihinde ?biz hala elimizi uzatıyoruz? başlığıyla aşağıdaki yazıyı yolladım;

Merhaba arkadaşlar,

 

ORDOS ailesi olarak anlamakta güçlük çektiğim iç dinamiklere sahipsiniz. Takım olmak, ait olmak, birbirini kollamak, birimiz hepimiz – hepimiz birimiz için demek, bunlar son derece saygıdeğer ve sizi daha güçlü kılan duygular. Peki ?adalet?, ?dürüstlük?, ?erdem?, ?doğruluk?  bunun neresine düşüyor.

Yorumlarımızı, olaylar karşısında tutumlarımızı, tavır alışlarımızı, Fenerbahçelilik, hemşehricilik, bizimköylülük ilkeleriyle yaparsak ve ?sağduyu? kavramını unutup, diğer bütün dinamikleri gözardı edip, ?bizden olanı sonuna kadar ve her durumda, kanımızın son danlasına kadar korumakla yükümlüyüz? diye bakarsak hayata, bazı durumlarda haksızlık etmiş olmazmıyız. Haksızlık etmek, hak yemek sizi korkutmazmı?

Yönetim Kurulu adına Işıl Tokcan, listenize aslında AKUT’ta bu işler uzun zamandır var, bizim bu işte hiç suçumuz yok, AKUT kendi çamurlarına bizi de çekmeye çalışıyor diyeceği yerde, ve sizler de her biri kişisel kariyerinde bir dolu iş başarmış genç insanlar olarak bunu alkışlayacağınız yerde, biz bu konuyu araştıralım, eğer ortada bizden birisi veya birileri tarafından, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde yapılmış bir yanlışlık  – haksızlık varsa, birileri mağdur edilmişse, bunu nasıl çözeceğimize bakalım dese daha doğru olmazmıydı? Herhangi bir yanlışlık durumunda, özür dilemesini bilmek veya bedelini ödemeye razi olmak, sizin dışınızdaki her yere saldırganca bir tutum sergilemenizden daha doğru bir davranış olmazmı?

Tekrar hatırlatıyorum, sözkonusu ileti bizim tespitlerimize göre Türkiye’de ilk olarak 15 Ocak 2001 tarihinde Yalçın Yaldız tarafından listenize atıldı, Işıl’ın kendi iletisinde belirttiği o gazete haberleri o tarihten sonra yapılan haberlerdir. Türkçesi, hala bu iftiraların ORDOS listesinden önceki kaynağı belirsiz. Yalçın’ın burada tek yapması gereken ben bu iletiyi şuradan, şu kişiden, şu şekilde aldım demesi. ?Kaynağını bilmiyorum, hoşuma gitti – topun gelişine vurdum, nereye giderse gitsin? dedim diyorsa, o zaman Türk Adaletinin bu konudaki maddelerine göre cezasını olgun bir şekilde çekmeye razı olması gerekir.

Benzeri durumla karşılaşan SAD ve BÜMAK e-mail listelerinde, şöyle bir tavır alındı. Her iki grubun da sorumlusu veya Yönetim Kurulu başkanı, kaynağını ORDOS olarak vererek bu iletiyi kendi listelerine yollayan liste üyelerine, hukuk ve etik kurallar gereği, kişileri ve kurumları zedeleyen ve savunma imkanı bırakmayan  bu tür isimsiz iletilerin yüzlerce kişinin üye olduğu listelere atılmasının yanlış olduğunu ve bir daha tekrarlanmaması gerektiğini belirten birer yazı yazarak AKUT grubundan özür dilediler ve iyi niyetlerini sergileyerek konuyu nazik bir şekilde kapattılar. Bizim buradaki derdimiz asla ve asla bu kişi ve kurumları bu yüzden cezalandırmak olmadığı için, konuyu liste sahipleri açısından uzatmadık. Ancak onurumuzu ve kişilik haklarımızı zedeleyen bu iletiyi ilk yazana ve yayana ulaşmak konusunda kararlılığımızı da yitirmedik, tekrar söylüyooum, birileri bu pisliğin bedelini ödeyecek…

Bizler hala ORDOS’un bu konuda bize destek vermesini istiyoruz.

Bu arada ben size biraz AKUT’un iç işleyişinden bahsedeyim. AKUT’ta tam 4 sayfalık bir Disiplin ve Etik Yönetmeliği var ve bu yönetmelik Yönetim Kurulu üyesi, Denetleme Kurulu üyesi, Birim Başkanı, üye, gönüllü, ilgili herkesi bağlıyor. Aramıza katılan herkes bu kurallara uyacağına söz veriyor. Hem de sadece AKUT içi davranışlarında değil, AKUT dışı hayatında da. Bunlara uymayanlar da, son çözümlemede, AKUT’un menfaatleri her bir bireyin menfaatlerinden tartışılmaz bir şekilde üstün olduğu için, dernek içinde gerekli uyarıyı, cezayı alıyor, gerekirse aramızdan uzaklaştırılıyor. AKUT’un 6 – 7 yıllık tarihinde, Disiplin Kurulu’nun incelemesi sonucunda suçlu bulunarak uzaklaştırılan üye sayısı sadece 15’tir sevgili ORDOS’lular. O sizin ikide birde gazete ve televizyonlarda izledikleriniz de, bu kişilerin içinden dördü veya beşidir.

Birde siz gazetelerde her yazan habere inanıyorsanız, lütfen aşağıdaki adrese girip Cumhuriyet gazetesinde geçen hafta bir kısmı çıkan yazımın tamamını okuyun.

Yine canınızı sıktım, kusura bakmayın.

Sevgiler,

Nasuh

 

Burçak Özoğlu şöyle cevap yazdı hala uzattığımız ele;

Nasuh Mahruki,

Oncelikle sizin ifadelerinizden baslayayim;

“ORDOS ailesi olarak anlamakta güçlük çektiğim iç dinamiklere sahipsiniz. Takım olmak, ait olmak, birbirini kollamak, birimiz hepimiz – hepimiz birimiz için demek, bunlar son derece saygıdeğer ve sizi daha güçlü kılan duygular. Peki ?adalet?, ?dürüstlük?, ?erdem?, ?doğruluk?  bunun neresine düşüyor. ”

Birincisi ORDOSa surekli garip sifatlarla hitap etmeyi birakmanizi oneririm. ORDOS grubu, ORDOS ailesi vb… ORDOS, bir dernektir. Dagcilik takimidir, ekiptir ama once bir ORGUTTUR. Aile, grup falan gibi nitelendirmeler belli bir hiyerarsinin ve esitsizliklerin varoldugu biraradaliklarda tercih edilir. (BKZ Uzan Grubu, Dogan Grubu, Microsoft Ailesi, Coca Cola ailesi gibi.)

 

İkincisi siraladiginiz takim olmak ait olmak vesaire ile tanimladiginiz ORDOS dinamiklerini anlamakta gucluk cektiginizi soylemissiniz. Dogrudur  kimse sizden, kolektif bilinc gerektiren degerleri anlamanizi bekleyemez.

 

Ancak bunun sonrasinda, sanirim ilkogretim ahlak bilgisi notlarindan derleyerek yazdiginiz adalet dogruluk durustluk kavramlarinin ORDOSun neresine dustugunu sormussunuz. Soyleyeyim tam gobegine…

 

Benim anlamakta gucluk cektiklerim ise baska noktalar:

 

ORDOS, eger bu ortada dolasan mailleri kendi uyelerinin yazmadigini soyluyorsa , OYLEDIR. Acaba, sizin iliskilerinizde baska seyler mi soz konusu onu merak ediyorum. Yani mesela, yalan soylemek cok mu yaygin da acaba ORDOS da yalan mi soyluyor diye dusunuyorsunuz?

 

 

 

ORDOS, AKUTa ve sahsiniza hakaret etmedigini ve etmeyecegini soyluyorsa OYLEDIR. Cunku ORDOS, elestirilerini baska yontemlerle cok daha etkili yapabilecek bir orguttur. Acaba sizde isler hep hakaret, kufur ve iftira uzerinden mi yuruyor da bizde de boyle olabilecegini dusunuyorsunuz?

 

 

 

ORDOS uyelerine elbette sahip cikar ve bu dernekte isler disiplin kurullari ve ihbar, tehdit mekanizmalariyla degil, karsilikli dayanisma ve iletisim yollariyla yurur. Acaba sizin kendi bilmem kac maddelik disiplin yonetmeliginiz, ceza ve infaz mekanizmalariniz kafanizi karistirmis olmasin da ORDOStan da bunu bekliyorsunuz?

 

 

 

Acikcasi, ben kisisel olarak AKUT ve size karsi iddialari suclamalari vb. izlemedim bu gune kadar. Ancak sizin okumamizi onerdiginiz Cumhuriyet gazetesi yazinizi okumus bulundum. Size yoneltilen elestirilerin alt alta yazilmasindan ve bunun ne kadar kotu oldugundan daha fazla bir aciklama goremedim.

 

 

 

Siz, kendi deyiminizle “bu pisligi” nasil temizleyeceksiniz bu ORDOSu ilgilendirmez. Ancak bu durum , “bedel odetecegiz”, “korkmaz misiniz” gibi ifadelerle tehdit iceren mailleri listemize atma hakkini da size vermez.Pek sevdiginiz su “Turk adaleti” yonteminden bir sonuc alamayacaginiz ortada. Ancak kendinize ozgu diger “bedel odetme” yontemlerinizi ORDOS’tan lutfen uzak tutun.

 

ORDOS, sizin sorunlarinizdan sorumlu degildir. bunu acikca soylemistir. Bu acik ifade bicimi durumu anlamaniz icin yeterli olmalidir. Artik lutfen bizleri rahat birakin.

 

 

 

Burcak Ozoglu

 

 

 

Tartışmaya 18 Ekim tarihinde katılan ORDOS Genel Sekreteri Serkan Girgin’in iletisi. Bakın Serkan ne güzel çözmüş meseleyi;

 

 

 

Merhaba!

 

Kisaca sunlari sormak istiyorum:

 

 

1. Yalcin liste attigi son mesajda AKUT’tan hic kimsenin resmi olarak

onunla irtibata gecmedigini cok acik bir bicimde soyluyor. AKUT olarak

bu kadar onem verdiginiz konuda Yalcin ile resmi olarak irtibata

gectiniz mi? Gecmediyseniz “yardimci olmadi” savini neye

dayandiriyorsunuz?

 

2. ORDOS’tan bu konuda destek beklerken, bu destek isteginizi ORDOS’a

 

ne sekilde bildirdiniz? Daha onemlisi bildirdiniz mi? Ortada iki kurum var,

 

kisiler degil. AKUT’un, ORDOS’tan bir aciklama bekliyorsa bunu resmi bir

 

yazismayla yapmasi gerekmez mi?

 

 

Eger bunlarin hicbiri yapilmadiysa, en basta haksizligi kimin yaptigi

olmak uzere, tavir, erdem ve dogruluk kavramlarinin yeniden gozden

gecirilmesi gerekir sanirim.

 

 

Sevgiler,

Serkan Girgin

 

ORDOS Genel Sekreteri

 

 

 

Bu da bir başka ORDOS’lu, Gürkan Özel de kendince böyle savunuyor durumu;

 

 

 

Turk isi…

 

 

 

Bana AKUT tarafindan cozum aranisin mantigi ters

geliyor. “Biz en son Yalcin’in mesajin kaynagi oldugu bilgisine

ulastik, kendiside bize mesaji kimden alip

yonlendirdigini soylemedi, o yuzden sucludur hakim

bey!”

 

Boyle bir durumda Yalcin’dan masumiyetini ispat

etmesini istemek yerine adam gibi delillerle,

kanitlarla mesajin ilk ve tek olarak kendisinden

kaynaklaraka listelere yonlendirildigini ispatlamak

AKUT’un gorevi oluyor.

 

Yalcin “Ben yazmadim, gondereni hatirlamiyorum, diger

yuzlerce mesajda oldugu gibi bunuda gonderdikten sonra

sildim” derse ne olacak?

 

Yuce Turk Adaletinin internet yasasi ve bu tur

uyusmazliklar hakkinda ne tur uygulamalari var? Boyle

bir olayi nasil cozecek, nasil bir sonuca bag;ayacak

cok merak ediyorum. Aslinda bunun cevabini cok buyuk

olasilikla tahmin edebiliyorum ama maksat

 

“Ortmenimmmm, Yalcin benim sacimi cekti” yaygarasina

benzer secilde one dogru adim atan gurubun (takimin,

ailenin, dernegin, belkide asiretin) kendisini su

sekilde tatmin etme cabasina benziyor olan bitenler

biraz. Gorunen o ki diger cozum yollari tuketilmeden

boyle bir yola basvurulmasi uygun gorulmus, vatandasin

AKUT’a yaptigi bagislarin mahkeme masraflari ile

harcanip telef oldugunu gostermek mahkeme sonucu

sonrasi ORDOS’un (ve gecmiste ve de gelecekte benzer

hususlar nedeniyle AKUT ile mahkemede karsilacak olan

kisi ve kurumlarin) gorevi olsa gerek.

 

Iyi calismalar,

 

Gurkan Ozel

 

 

 

Doğal olarak burada da iletişimimiz bir yere varamadı. ORDOS hiçbir şekilde yardımcı olmadığı gibi bir de yemediğimiz hakaret kalmadı. Mahkeme süreci hala devam ediyor.

 

 

 

Bu birinci büyük çatışmamızdı. Şimdi gelelim ikincisine;

 

 

 

Sosyal sorumluluk anlayışı, ülke sevgisi ve Atatürk ilkelerine koşulsuz bağlılığı her zaman savunan AKUT, 23.10.2004 tarihinde, o günlerdeki endişe verici gelişmelerle ilgili olarak düşüncelerini kamuoyu ile paylaşmak istemiş ve aşağıdaki basın duyurusunu yapmıştı.

 

 

 

Kamuoyuna açık duyuru,

 

 

Derneğimiz, son günlerde Devletimizi, Cumhuriyetimizi, Atamızı, Ulusal Birliğimizi ve Cumhuriyetimizin üzerine kurulu olduğu değerleri hedef alan, farklı kanallardan çıktığı görülen, ancak aynı amaca dönükmüş gibi hereket eden haber, rapor, yazı ve yorumlardan artık endişe etmeye başlamıştır.

 

Varlığını Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerine bağlı sayan AKUT, bugün için neler olup bittiğini anlamakta zorlanmaktadır. Tüzüğü gereği arama ve kurtarma konularında etkin bir kurum olan AKUT, varoluş misyonundan daha önde gördüğü yüce Devletimizin bekası ve güvenliği ile asil Milletimizin refahı konularını her zaman birinci öncelik olarak tanımlamıştır. Ancak bugüne dek, her şeye rağmen, bu konularda bu ölçekte bir kafa karışıklığı, şaşkınlık, üzüntü ve tereddüt yaşamamıştır.

 

AKUT, ülkemizdeki herkes gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilerlediği Avrupa Birliği yolundaki gelişmeleri ilgi ve takdirle izlemekte, hatta kendi konusu olan arama ve kurtarma konularında uzunca bir süredir Avrupa Birliği standart ve prosedürlerini uygulamakta ve geliştirmektedir. Bu amaçla Birleşmiş Milletler’in, Uluslararası Arama ve Kurtarma Danışma Grubu’na (INSARAG) üye olmuş, hatta bu grubun hazırlamakta olduğu, arama kurtarma çalışmalarında etikle ilgili konulara katkıda bulunmak amacıyla Etik Kuruluna seçilmiş ve yine AB ve dünya standartlarında çalışabilmek için, ISO 9000 kalite belgesi almak üzere 6 aydır yoğun çalışmalar içine girmiştir. Bütün bunlara rağmen, içinde bulunduğumuz günlerde, benzer amaçlara ulaşmaya çalıştığını söyleyip, doğrudan Cumhuriyetimizi hedef alan girişimlerden ve kurgulardan haklı olarak endişe etmektedir.

 

Hürriyet Gazetesi’nin evvelki Pazar (10 Ekim) günü yayınlanan ekinde ülkemize maddi ? manevi büyük kayıplar ve büyük acılar vermiş ve bir terör örgütü olduğu artık bütün dünyanın kabul ettiği PKK ? Kongra Gel terör örgütünün Kandil Dağındaki militanlarını sanki yaz kampındaki genç kızlarmış gibi gösteren zihniyetle şaşırmıştık.

 

 

Daha bu şaşkınlığımız geçmeden yeşil pasaport ile yurtdışına giden ve 13 Ekim tarihinde Avrupa Parlamentosunda Türk ve Kürtlerin ortak kurucu olarak ifade edildiği yeni bir Anayasaya ihtiyaç duyulduğunu söyleyen ve bu konuda AB’den yardım (medet) uman Leyla Zana’nın açıklamaları ile karşılaştık.

 

 

 

Bir sonraki Pazar, (17 Ekim) yine Hürriyet gazetesinde yazan Cüneyt Ülsever’in, ?Türk İnsanı AB’ye ne kadar hazır? (3)? başlıklı yazısında; ?Cumhuriyet projesi, aydınlanmayı anlamadan benimsemiş aydınların projesidir? gibi, 1915’ler 1919’lar, sanki o savaşlar, o acılar, o fedakarlıklar hiç yaşanmamış gibi değerlendirerek, bütün dünyanın, dehasının önünde saygıyla eğildiği Atamıza ve silah arkadaşlarına bu tür bir söylemle hakaret edilmesini hala hazmedemiyoruz ve arkasındaki nedenleri anlamakta zorlanıyoruz.

 

 

 

Son olarak da, yine aynı Pazar (17 Ekim) Radikal gazetesinde yayınlanan; ?İnsan Hakları Danışma kurulu Ekim 2004? raporunun içindeki başta ?Türkiyelilik? gibi önerileri görünce, artık iyice ne yapmamız gerektiğini bilemez hale geldik.

 

 

Türkiye’ye ve Türk insanına ne oluyor, ne yapılıyor, nereye gidiyoruz?

 

AKUT, kendisine görev olarak seçtiği acil durumlarda arama ve kurtarma çalışmalarını en iyi şekilde yerine getirmeye gayret eden ve bu şekilde vatanına, milletine bir nebze olsun hizmet etmenin getirdiği iç huzuru ile kendi yaşam doygunluğunu ve kalitesini yükselten gönüllülerden oluşan ve neredeyse 9 yıldır her türlü tehlikeye gözü kapalı girebilen bir sivil toplum örgütü olarak, Cumhuriyetimizin bugün içinde bulunduğu durumdan endişe etmekte ve açıkçası korkmaktadır.

 

 

Bu endişesinin en temel sebebi, yaşanan sürecin küstahlığı, ölçüsüzlüğü ve en önemlisi takipsizliği konularıdır.

 

 

AKUT, Anayasamızdan aldığı güçle süreçleri ve gelişmeleri daha yakından takip edecek, izleyecek ve anlamaya çalışacaktır. Bu süreç içerisinde, eğer dikkat etmediğimiz bir şey varsa, bu konularda kendimizi geliştirmek, gözden kaçırdığımız şeyler varsa öğrenmek, gerekiyorsa kendimizi yeniden konumlandırmak ve nasıl hareket etmemiz gerektiğini bulmak ihtiyacındayız.

 

 

AKUT, kendi varlığından aziz bildiği değerlere, kim tarafından olursa olsun hakaret edilmesinden son derece hoşnutsuz olduğunu ve bu değerlerin ilelebet koruyucusu olacağını kamuoyu ile paylaşmak istemiştir.

 

Saygılarımızla,

AKUT

 

 

 

Bir dağcı grubu gibi değil de sanki marjinal bir siyasi parti gibi davranan ORDOS burada da kendini tutamadı ve bizim ülke sıkıntılarına karşı bu hassas duruşumuza karşılık olarak Serhan Poçan, ?resmi ideolojinin arama kurtarma örgütü, siz isterseniz sivil toplum deyin? başlıklı ve Erdem Tuç ise ?AKUT’un misyon arayışı? başlıklı aşağıdaki üzücü yazıları yazdı.

 

 

 

 

 

Merhaba,

 

 

 

Değişik defalar yazmıştım bu listeye, öncelikle AKUT ve onu izleyen pek çok örgüt bilerek ya da bilmeyerek hükümetin siyasetine alet edilmektedir, söz konusu derneklerin yürüttükleri “sadece insaniyet namına faaliyetler değildir” diye. Doğrusu bu kadarını beklemiyordum.

 

 

 

Bu aşamadan sonra AKUT’un dikkatli olması gerekiyor. Aşağıdaki demeçler taşra siyasetçilerince de veriliyor, AKUT’un işlevi daha farklı idi. “Ben aşırı sağcı bir kurtarma örgütüyüm” diye bağırmayı sürdürürse, amacı görünür şekilde aşıp, işlevini yitirip, sahiplerini kızdırabilir.

 

 

 

Serhan

 

 

 

 

 

Erdem Tuç ise bu durumu, ?AKUT’un misyon arayışı? olarak değerlendirmiş;

 

 

 

Gerçekten enteresan bir metin,

 

 

 

Çünkü AB karşıtı milliyetçi devlet odaklarının etkisiyle yazıldığı ortada. Büyük siyaset alanında aparat oluyorlar, tabiki bilinçli olarak. Nedeni ne olursa olsun Akut içinde çalkantı yaratacaktır, çünkü Akut’un sempatizanları AB’cidir.  Güç kaybedecekler, çünkü aynı zamanda liberal AKP akımını da karşılarına alıyorlar. Ermeni meselesini beklediler, çünkü bu konu toplumun geneline siyaset yapmak için uygun. Ancak diğer argümanları yenilip yutulacak gibi değil. Türkiye AB rüzgarıyla çalkalanırken işleri zor. Burjuva ideolojisinin önü en kapalı kesimiyle ittifak yapmışlar ama yine de AB’cilikte gelip gidecekler, bu arada dökülen dökülecek.

 

 

 

Böyle bir metin yazdıklarına göre AKUT’un tepesindekiler (başta Nasuh) ciddi bir misyon sıkıntısı çekiyorlar. Kolay mı? Yıllarca milletin kurtarıcısı olarak medyaya mal ol, ardından Türkiye’nin başdöndürücü gündeminden dolayı gerilerde kal. Her süperego bunu sindiremez. Geçen seçimler de Nasuh’un milletvekili adayı olacağını düşünüyordum, MHP’nin baraj altında kalacağını anlamış ve vazgeçmişti.

 

 

 

Ama siyaset öyle bir illet ki girdi mi çıkmıyor (Gerçi pek bu konulardan anlamadıklarını metinde sık sık tekrarlıyorlar ama daha çömez sayılırlar). Dolayısıyla birşeyler birikmiş ve şişmiş sonra da başka birileri de bunu patlatmış gibi görünüyor. Ortalığa saçılanlar ise Akut’un iç işleyişi konusunda birçok ipucu veriyor.

 

 

 

Bundan sonra ne yapacaklar? Büyük siyaset alanında at koşturmanın doğal bazı sonuçları var. Nasuh geçen seçimlerden kaçmayı becerdi ama ikinci kez nazlanması dansettiği damat adaylarını. Kaçak güreş bir yere kadar sürdürülebileceği için evet demek zorunda kalacaktır. CHP biraz toparlanmazsa  DYP’yi tavsiye ederim, MHP’de pek gelecek görmüyorum. Bir de bu kadar fazla AB’ci karşıtı olmamasını öneririm, eninde sonunda kentli ve AB’ci küçük burjuva katmana oynayacak. Bu kesimlerin AB karşıtı olması ise milliyetçilerden ziyade komünistlere yüzlerini dönmelerini sonucunu doğurur (mazallah Nasuh’un TKP’ye ilgi duyması gibi bir kabus olursa o zaman AKUT bile bizi kurtaramaz).

 

Son olarak Afyon’da ki AKKURT’u bünyelerine katmalarını tavsiye ederim, yakışır, son dönemdeki modaya uyar.

 

 

 

Herkese bol siyasetli günler dileğiyle

 

 

 

Erdem Tuç

 

 

 

ORDOS’tan durduk yerde gelen saçma sapan iddialarla dolu bu küçümseyen yazılara karşı yine mecburen başladık ORDOS’la itişmeye;

 

 

 

Serhan, Erdem ve onlar gibi dusunen digerleri,

 

 

Rica ediyorum artik kendi soylediginiz yalanlara inanmaktan ve bunları

kullanip bana bize iftira atmaktan vazgecin. Sizlerle kisisel olarak

hicbir sorunum (uz) yok ve olmasi da beklenemez. Tek anlasamadigimiz

ve ne yazik ki uzerinde durarak cozmek zorunda oldugumuz konu,

zamaninda sizin mail listenizden yayilan yalan ve ahlaksiz iftiralarla

dolu bir iletiydi. Bu konuyu da er yada gec cozecegimize emin

olabilirsiniz.

 

Bunun disinda diger konulardaki fikir ayriliklarimizi bir renklilik

olarak goruyorum ve duzeltmek zorunda olmadi?imizi dusunuyorum.

 

Her ikiniz de, kaba, terbiyesiz ve yalan ifadeler kullanmaktan hala

cekinmiyorsunuz.

 

1- AKUT’un sahibi, AKUT’un uye ve gonullulerinin nezdinde 67

milyonluk Türk Milletidir. Bu anlamda ne ben, ne de Yonetim Kurulu’nda

bugun icin gorev alan arkadaslarim, AKUT’a hizmet etmenin otesinde bir

sahiplenme duygusu yasayamazlar.

 

2- AKUT’un ne sağla, ne solla ne de herhangi bir asirilikla

bugüne dek asla olmadigi gibi hic bir zaman da bir bagi olamaz.

Tuzugumuz bunu yasaklar. Ancak Ataturk ilke ve devrimlerine bagli

olmak bizler için bir secim degil bir varolus sebebidir.

3- AKUT’un misyon sikintisi cekmesi soz konusu bile degil. Bugune

dek tam 207 defa yurt icinde ve yurt disinda arama ve kurtarma

operasyonlarina cıkmis ve bu surec icerisinde 700’e yakın insanın

hayata dondurulmesine ve/veya normal yasam kosullarına nakledilmesinde katkida bulunmus bir ekip olarak, Turkiye gibi, bu konularda cok buyuk  bosluklarin ve hatalarin yapildigi bir ulkede, AKUT ve benzeri yapilar, daha uzun yillar aktif olmak zorunda kalacaktir.

4- Sahsımı MHP’den CHP’den veya DYP’den milletvekilligi adayi

olmak gibi, lafi bile gecmemis bir konuda kendinizce suclamak da,

artik 30 kusur yasinda olan insanlara hic yakismiyor.

 

Son olarak eger benimle su veya bu sekilde mucadele etmek konusunda

 

bu kadar kararliysaniz, eyvallah; hodri meydan.

 

 

Ancak rica ediyorum yalana ve iftiraya basvurmayin. Yine de size

garanti ediyorum ki, hangi seviyede durursaniz durun, benden / bizden,

ne sahsiniz ne de zor durumlarda kaldigimiz taktirde her zaman

guvenecegimiz ORDOS hakkinda bir tek gercek disi beyanat

duymayacaksiniz.

 

Umarim bir gun akliniz duygularinizin onune gecer,

 

Saglicakla kalin,

 

Nasuh

 

 

 

Bu da ikinci çatışmaydı, gelelim üçüncüsüne;

 

 

 

Bu sefer geriye doğru, şöyle 2001 Yılı Aralık ayına doğru gidip bir tane daha örnek vereceğim size. Bu seferki çok keyifli, kendince sempatik ve son derece iyi niyetli bir mesajı bulunan bir projeydi. Ağrı Dağı’na Everest’in zirvesine ulaşmış 7 dağcı, bu tırmanışı dünya barışına adayarak tırmanacaklardı. Bizce çok keyifli olan bu projeye ORDOS bir kulp takmakta gecikmedi.

 

 

 

Önce Erdem Tuç, bu projeyi kendince kritik ettiği ?Barış güvercinleri bakalım hangi zirveye konacak? başlıklı garip ve yine bol aşağılamalı bir ileti yolladı;

 

 

 

Ekteki ingilizce metin oldukca enteresan. Uzerinde durulmasi gereken

noktalar var.

 

 

1. “but we must do our best and never give up hope on peace”

Amerika’nin yuruttugu operasyon baris adina yapilmiyor mu?. Ham bir

“baris” isteginin operasyonu desteklemekden baska bir ise yaramayacagi

ortada degil mi? Barisin en azindan su soylemle birlikte bir deger ifade

edebilecegini kavramak gerekiyor : “Amerika Afganistan’dan defol

(yetistirdigin Taliban teroristlerinle birlikte)”. Bu cesur dagcilar

Amerika’yı karsilarina alacak kadar cesurlar mi? Gorecegiz.

2.” 2001 Peace Climb decided, war or no war in Afghanistan, to go to

Pakistan to climb in 2002. The core team from the 2001 Peace Climb, Nasuh Mahruki…”

 

Gozlerim yasardi, bence tirmanisa fasist general Pervez Muserref’te

katilsin (ne de olsa Pakistan ordusunun izni ve himayesiyle gidilebiliyor

Pakistan daglarina), gecen sene Fikret Unlu’yle yapilan Agri tirmanisinin

bir gomlek ustu olur. Yakisir.

 

3. “David Keaton, Marcelo Arbelaez, Tunc Findik, Fernando Gonzales Rubio, Ricardo Torres-Nava, Khoo Swee Chiow, and Nasuh Mahruki headed to the North side of Ararat not knowing what to expect. They went like mountaineers decades ago, not knowing the route, not having any close up pictures of where to climb, not knowing the dangers ahead of them ” Amaçsız, hedefsiz, niye yapıldığı belli olmayan bir tirmanis olarak lanse edilen bu etkinlik bu ekibin baris anlayisi hakkinda oldukca fikir veriyor. Benim aklima baska amaclar geliyor.Ya sizin?

4. “The climb would not have been possible without the Turkish government approval and the Turkish military support”

Bence Afganistan’a gonderilen Turk askerlerinden bir takim olusturup bu

baris guvercinlerinin yanina verelim. Ne de olsa ordumuz barisin tesisinde tecrubelidir. Agri’da ki isbirligi uluslarlarasi olcekte de sursun. Yurtta sulh cihanda sulh!

 

 

5. “they are able to transmit the true climbing spirit and the camaraderie

between climbers of different nations”

 

 

Eh isin icinde baris varsa azicik sol yapmak lazim. Yoldaslik

(camaraderie) kelimesi bu nedenle secilmis herhalde.

6. “There was no competition, there was no utilizing others equipment

without permission, there were no conspiracies, there was only one team with one objective”.

 

Bu bolumde artik gulmekten kiriliyorum. Herhalde Nasuh’un K2 tirmanisi

sirasinda 3. kampta “utilize” ettigi malzemelerden bahsedilmiyor. Bir de bu adamlar “normal” etkinliklerinde bu kadar rezillik yasiyorlarsa hepsine

acidim dogrusu

 

 

 

Hadi hayirlisi.

 

 

 

Cem Baytok da aşağıdakileri uygun görmüş bizim için. Henüz herhangi bir sponsorluk almamışken alanlar için ve sponsorluk için 2001 yılında söylediklerini lütfen şöyle bir iki kere okuyun.

 

 

 

 

 

> Sert Elestirilere baslayalim:

>

> Ne zamandan beridir bu ekibin uyeleri, dunya barisi icin yasamaya ve

> calismaya basladilar?

>

> Ne bileyim, Nasuh ne zaman, Turkiye’deki baris icin bir tirmanis yapti? Ya da halkalarin kardesligi vb. dediler?

>

> Bu “fund raising” ve tirmanis olayi su anda “in” olan dunya barisi ve

ezilen toplumlar icin mi? Yoksa, sponsorluk bulmanin daha basit bir yolu mu?

>

> Hem Nasuh’un, hemde Tunc’un bu ise, sadece cok sevdiklerine inandigim dagciligi yapmak icin bulastiklarina inandirdim kendimi. Bu faaliyetin bir  misyonu olduguna inandirmamalilar kendilerini. Tabiki dogal olarak, “fund raise” edebilmek icin bu misyonun evrenselligi ve mesajlarinin tum dunyaya ait oldugu vb. demecler vermeleri gerekecektir (tam da pazarin dinamiklerine gore hareket etmek buna denir, vallahi isletme bolumlerinde case study konusu olur bu). Ama bunu da sponsor maymunlugunun bir parcasi olarak kabul  etmek istiyorum. Ne de olsa sponsorluk aldiginizda hayatinizin belli bir bolumunu satmis oluyorsunuz.

>

> Varsin gule gule gitsinler, umarim guvenli ve basarili bir cikis yaparlar.

> Zaten, cikislarinin dunya barisina bir katkisi olmayacagi gibi bir zarari

da olmaz.

>

>

>Selamlar

>

>

> cem baytok

 

Dolayısıyla size yukarıda dediğim gibi ORDOS ve Nasuh Mahruki arasında ne yazık ki bir sorun var ve ben bu soruna karşı, dedikodularını ve iftiralarını uzaktan dinlemekten başka 6 yıldır bir şey yapamıyorum.

Şimdi Seyhan Çamlıgüney’in hala gıyabında yürüyen başkanlık adaylığı konusunu bu metin üzerinden bir daha değerlendirin. Aday gerçekten Seyhan mı, yoksa Nasuh Mahruki’yi kafaya takmış ve ne olursa olsun durdurulması gerektiğine inanan ORDOS’un bir taktiği mi karşımızdaki.

Bu süreçte beni en çok rahatsız eden Seyhan gibi bu camiada yılların emeği bulunan bir dağcısının ORDOS’un bu ölçüsüz nefreti ve hasetine oyuncak olmasıdır. Kusura bakma Seyhan, yaşın benden büyük ama sana yakışmadı bu davranış… Atasözümüzdür; Zararın neresinden dönülse kardır, sen bunlardan olgunsun bari sen anla ve uzatma şu anlamsız çekişmeyi, sonunda bu kime yarayacak bir düşün… Burada oyun oynamıyoruz, siyaset yapmıyoruz, taraftarlık yapmıyoruz, sadece sporumuza sahip çıkmaya çalışıyoruz. Yol yakınken inadınızdan vazgeçmezseniz, dağcılığınıza kimsenin lafı olmaz ama ileride dağcılığı ve dağları siyasete alet eden, sporu bile siyasi vizyon üzerinden yapan ve kendi dışındaki her tarafa muhalif bir ekip olarak anılacaksınız.

Değerli dağcı arkadaşlar buraya kadar okuduysanız sabrınız için teşekkür ederim. Bu saçmalıklar için bu kadar vakit harcadık hepimiz, siz okurken, ben yazarken. Ben bunlardan artık yoruldum demiyeyim ama ORDOS’un yıllardır her yaptığım(ız) iyi niyetli çabanın altında bir art niyet aramasından ve hakaretlerinden, yalanlarından bıktığım kesin. Şunun şurasında yaşadığımız ülkeye, bu ülkeyi paylaştığımız insanlara elimizden geldiği kadarıyla yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bunun bazılarını neden bu kadar rahatsız ettiğini aklım almıyor.

Sevgili ORDOS’lular bırakın bu işleri artık, hepimiz bir yerinden tutalım şu TDF’yi adam gibi bir dağcılık öğretelim şu ülkeye, dağcı yetiştirelim, dağları sevdirelim. 9 yılda elbette iyi şeyler de yapıldı ama biz daha iyisini yapmak istiyoruz. Emin olun bugüne dek nasıl yaptıysak size rağmen yine de yaparız, ama birlikte daha kolay ve daha güzel yaparız.

 

Fena mı olur arkadaşlar, bir dursak da kendimize gelsek artık…

Sevgiyle kalın,

Nasuh

Neden Türkiye Dağcılık Federasyonu başkanlığına aday oldum?

Neden Türkiye Dağcılık Federasyonu başkanlığına aday oldum?

Değerli dağcı dostlar ve dağcılığa gönül verenler;

Son 5 yılda sayısız kereler pek çok farklı kaynaktan, pek çok şikayetle birlikte, Türkiye Dağcılık Federasyonu?nun yönetimine talip olmam konusunda istek ve öneri aldım. Ancak AKUT derneğinde üstlendiğim sorumluluklar ve zaman konusundaki endişelerim nedeniyle geçtiğimiz haftalara dek kafamda bu yönde bir görüş şekillenmedi.

TDF?nin özerkleşmesine bağlı olarak 10 Aralık 2006 tarihinde yapılacak olan yeni başkanlık seçimi dolayısıyla camiada takip ettiğiniz gibi bir hareketlilik başladı. 11 ? 12 Kasım 2006 tarihinde Kadir Has Üniversitesi?nde düzenlenen toplantıda kendi kendine gelişen ortak görüşleri ve TDF?nin son 9 yıldaki yönetim anlayışı ile yapılanları, yanlış yapılanları ve yapılamayanları dinledikçe ve öğrendikçe, bu konudaki kişisel gerekçelerimle benden istenen görevi daha fazla elimin tersiyle itmeye devam edersem, pek çoğunuzdan daha fazla olmak üzere hayatımı adadığım ve en büyük mutluluklarımı yaşadığım bu asil spor dalına karşı sorumluluklarımdan kaçıyormuş duruma düşeceğim düşüncesi ağır basmaya başladı.

2 hafta kadar önce yapılan sözkonusu toplantıda, türlü sebeplerle 10 yıldır birarada durmayı başaramayan dağcılık camiasının, artık TDF?nin 1970?lerin anlayışı ile Türk Dağcılığı?nı yönetmeye çalışması, açıkça bir takım eksikleri olan mevcut yönetmeliğe sırtını dayayıp kendi dışındaki faaliyetleri dağcılık olarak bile saymayan, kendi faaliyetlerine katılmayanları dağcı olarak değerlendirmeyen ayrımcılığı esas alan yönetim anlayışının kesinlikle değiştirilmesi gerektiği yolundaki ortak duruşu ve mevcut şartlar altında bu görev için de benim adım üzerindeki fikir birlikteliği ile bu sorumluluğun, sporculuk ve örgütçülük geçmişim gereği benden beklenmesi üzerine, konuyu enine boyuna düşünmeye başladım.

Geçtiğimiz 10 günde de bu projenin ne kadar gerçekçi olduğunu anlamak için detaylı bir çalışma yaptı arkadaşlarımız. Tahmin ettiğimiz gibi TDF?nin mevcut yönetim yapısı, Türk Dağcılığı?nın gelişmesinde ve dünya dağcılığında varlığını sürdürmesinde göstermediği özeni, delegelerin seçiminde büyük bir titizlikle gerçekleştirmiş. Kimseyi suçlamak için söylemiyorum ama temsil konusunda büyük sorunlara yol açacağı aşikar olan bu yönetmeliğe dayanarak İstanbul gibi 10 küsur milyonluk bir şehirde sadece bir tek delege bulunurken, 365.000 nüfuslu Rize?den 21 delege çıkarılması gibi, biraz vicdanı olan herkesin ?vay canına? diyeceği bir model kurulmuş burada. Bu örneği elbette ki başka bazı iller için de vermek mümkün. Şu 10 gün içerisinde edindiğim izlenim, TDF?deki yönetim anlayışının iyiniyetten uzak ve tamamen mevcut yapı içerisindeki staükoyu korumaya dönük bir modelle hareket ettiği, Türkiye Dağcılığı?na verdiği hizmetleri de hep bu eksende kurgulayarak, götürdüğü her hizmetin karşılığında, sistemin devamlılığını da garanti edecek bir yapının kurulduğu yönündedir.

Bu anlayış sadece TDF?nin kendi içinde kalsa ve kendi dışında dağcılıkla uğraşanların da sportif faaliyetlerini bildikleri gibi yapmalarına müsaade etseydi, belki bugün bunları konuşuyor olmazdık. TDF?nin bize garip gelen uygulamalarını daha önce de yaptığımız gibi ilgilenmeyerek, üzerinde durmayarak geçiştirebilirdik. Nasıl olsa dağa gitmek için TDF?ye kimsenin ihtiyacı yok ve hepimiz Allaha şükür, TDF bünyesinde yapılan tırmanışlardan çok daha üst seviyelerdeki tırmanışları yurt içi ve yurt dışında başarıyla sürdürüyoruz. Ancak son yıllarda yaşadığımız gibi, TDF yönetiminin dağlara gitmeyi izne bağlamaya kalkması ve aldığı büyük tepki sonucunda geri adım atmak zorunda kalması, dağlarda hayatını kaybeden dağcı dostlarımızın arkasından bizim lisanslı sporcumuz değil diyerek herkesi rahatsız etmesi ve ?bizden ve bizden olmayan? anlayışını TDF?nin bakış açısı haline dönüştürmesi gibi konular, eğer bu gidişe müdahale etmezsek, etki alanını yaymak için fırsat kollayan bu anlayışın, hayatımızın merkezine oturttuğumuz bu güzel sporu kendi vatanımızda bile sağlıklı bir şekilde yapamayacağımızı düşündürtmeye başladı hepimize.

Kendi adıma, Türkiye?nin muhtemelen eğitim seviyesi en yüksek spor branşlarından biri olan dağcılığın bu duruma layık olmadığını düşündüğümü bilmenizi isterim. TDF başkanlığına aday olmam konusundaki önerileri bugüne dek hep reddettiğim halde, 14 yıl önce yüksek irtifa tırmanışlarını bu ülkede tekrar başlatan ve ayyıldızlı bayrağımızı dünyanın en yüksek, en zorlu zirvelerine taşıyan kişi olarak, TDF bünyesinde sporumuzun bugünkü konumunun, benim kuşağımın dağcılarının 10 yıl önce ulaştığı yerden bile geri kaldığını görmekten artık had safhada rahatsız olduğumu eklemek isterim. Bunu söyleyince hemen 19.000 küsur lisanlı sporcumuz var, bu kadar ilde şu kadar kulübümüz var cevabını söyleyenlere şunu sormak isterim; Bu kadar kulüp ve lisanslı sporcu varsa neden elle tutulur bir başarı yıllardır yok sporda. TDF?nin imkanlarıyla Demavend Dağı tırmanışına milli sporcu olarak göğüslerinde Türk Bayrağı ile 11 bölgeden 13 sporcu götürüldü diye gidenler tarafından TDF övülürken, aynı günlerde Everest Dağı?na kendi yarattığı imkanlarla giden ORDOS?un, bayan sporcular dahil onda on başarısını Türk Dağcılığı kutlarken, Demavend Dağı?nda Milli Takımımızdan sadece 5 sporcunun zirveye varabildiği hiçkimseyi rahatsız etmiyor mu? Bu nasıl bir milli takım seçme anlayışıdır. Bizler 12 yıl önce Türk Milli takımına girebilmek için, TDF?den gelen davet üzerine formlar doldurmuş ve 120 başvurudan seçilen 27 kişi Hacettepe Üniversitesi Spor Bilimleri ve Teknolojisi Yüksekokulu?nda performans, kuvvette devamlılık, dayanıklılık ve refleks testlerine, yüzlerce soruluk psikolojik testlere, kaygı ve endişe testlerine girmiştik. Bunun sonucunda da 11 kişi yüksek irtifa tırmanışları için seçilmişti. O zamanlar öyle seçilirdi Milli Takım ve kısıtlı olan imkanlar en yüksek şansı olanlar ve hakedenler için kullanılırdı.

TDF?nin sporu yayma vizyonu ile, 10 yıl önceye kadar neredeyse sadece üniversitelilerin elinde olan dağcılığın geniş kitlelere yayılmış olması hepimizi elbette ki gururlandırıyor. TDF?nin bu konudaki başarısını takdir ettiğimi her fırsatta ve her ortamda ifade ediyorum, bunu Alaaddin Karaca?ya da muhtelif kereler söyledim. Yönetime hangi ekip gelirse gelsin bu yapıyı güçlendirerek ve yaygınlaştırarak sürdürmelidir. Dağ sevgisi bizim genlerimizden, Ata kültürümüzden gelir, daha önceleri evinin arkasındaki dağa tırmanılabileceğini aklından bile geçirmeyen pek çok kişi, TDF?nin öncülüğünde bu asil sporu tanımış, öğrenmiş, sevmiştir ve bizler gibi heyecanla bu sporu yaşamaktadır. Bu gelişmeyi kimse olumsuzlayamaz. Ancak bu gelişmeler, kendisinden önceki yönetimlerde geliştirilen ve Türk Dağcılığı?nı artık 7000?lik ? 8000?lik zirvelere taşıyan yetişmiş, deneyimli yıldız sporcuların ve çoğunun bağlı olduğu 20 ? 30 yılı aşan geçmişe sahip olan kulüplerin neden 9 yıldır görmezden gelindiğini kabul edilir kılmaya yetmiyor. En kolay söylenen ?yönetmelikler böyle? cevabını kabul etmiyorum. Adil ve şeffaf çalışma anlayışında olduğunu iddia eden bir yönetimin bu çarpık durumu çözecek önlemleri de düşünmesi gerekirdi. İlan edilen lisanslı sporcu rakamlarını ve tescilli kulüp sayılarını, sporun ulaştığı seviye, elde edilen başarılar ve etkinliklerdeki kalite gözönüne alındığında, bu sayısal veriler, dünyanın yedi kıtasında çok değişik seviyelerde sayısız tırmanış yapmış profesyonel bir dağcı olarak beni tatmin etmemektedir.

Değerli dağ dostları; yukarıda kısaca değinmeye çalıştığım konuların ışığında, bir karar verme süreci yaşadığımı ve bu sürecin sonunda mevcut delege sisteminin adil temsilden uzak olduğunu hatta bazılarının sadece statükonun devamını sağlamak üzere seçildiğini düşündüğüm halde, tabandan başlayan ve artık önlenemez seviyeye ulaşan bu onurlu dip dalgası hareketini görünce, daha fazla bu sorumluluktan kaçamayacağımı görüyor ve bu kadar emeği boşa çıkarmaya hakkım olmadığını düşünüyorum. Yine de bu bir seçimdir, hem de hazır olmadığımız, meşruiyeti de tartışılabilir bir seçim ve sonuç iki türlü de olabilir. 10 Aralık?ta sonuç ne çıkarsa çıksın, bu seçime, herşeye rağmen kendi adıma büyük bir risk üstlenerek, 9 yıldır TDF?nin dışında bırakılan dağcılar için girdiğimi lütfen unutmayın.

Hayatım boyunca bir görev insanı olarak hareket ettim. Gerçekçi olduğu ve gerektiğine inandığım sürece ne görev üstlenmekten ne de sorumluluk almaktan kaçtım ve üzerime aldığım işleri her zaman büyük bir ciddiyet, dikkat ve özenle takip ettim. Bugün itibariyle 27 kulübün ve 550?nin üzerinde dağcılığa gönül vermiş insanın imzaladığı deklarasyonun gereğinin yapılması için TDF başkanlığına aday olma konusunu da bir görev olarak kabul ediyor ve yaşanan sıkıntıları çözebilmek için yapılması gereken herşeyi çağdaş, demokratik ve şeffaf bir anlayışla birlikte oluşturacağımız ekiplerle takip edeceğimizi ifade etmek istiyorum.

Son söz olarak şunu söylemek isterim; Türkiye Dağcılığı?nı 1970?lerin anlayışından kurtararak çağdaş ölçülerin üzerine çıkarmak, benim ve diğer yıldız sporcuların yıllar önce yaptıklarını daha ileri seviyelere taşıyacak yeni nesiller yetiştirerek ulusal ve uluslararası başarılara imza attırmak, dağlarımıza her konuda sahip çıkarak korunarak kullanılmasını sağlamak, dağcılığı; ?sağlıklı yaşam için? ve ?herkes için? spor felsefesiyle yediden yetmişe çok daha geniş kitlelere sevdirmek, son yıllarda gittikçe güçlenen; ?bizden ve bizden olmayan? ayrımına artık kesin olarak bir son vermek ve herkesi kucaklayarak, herkese sahip çıkarak birlikteliği ve bütünlüğü her seviyede sağlamak, çağdaş ölçülerde turizm açılımları yaparak yeni istihdam olanakları yaratarak bölge insanına ve ülke ekonomisine katkıda bulunmak ve ülkemizin doğal fırsatlarını kullanarak belirli bölgeleri dağcılık cazibe merkezleri haline dönüştürerek daha pek çok açılım ve atılım yapabilmek; kısacası TDF?nin kurumsal gücünü bir üst kurum olarak harekete geçirerek, dağları ve dağcılığı ilgilendiren her konuda ilgili kurumlarla öncü ve yönlendirici ilişkiler kurarak ülkeme bu alanda da hizmet etmek için Türkiye Dağcılık Federasyonu başkanlığına, bu onurlu görevin ağır sorumluluğunu sizlerin desteğiyle en iyi şekilde yerine getirmek üzere adaylığımı koyuyorum.

Zamanı gelmiş bu mücadeleye, iki hafta önceki toplantıdan bu yana beni ikna etmek için çaba gösteren ve delegelerle tek tek görüşerek onların görüşlerini alan ve yıllardır uzak durduğum bu kararımda büyük payı olan tüm dağ dostlarına sevgilerimi ve teşekkürlerimi iletmek istiyorum. İleride bu detaylar unutulur ama, elde edilecek başarıda en büyük pay sizlerin olacak.

Bir son söz de mevcut delege sistemi içerisinde yeri bulunan arkadaşlara söylemek istiyorum. Size ne anlatılırsa anlatılsın, ne denirse densin, bugüne dek yapılmış doğru ne kadar proje varsa hepsine sahip çıkacağımızı ve daha ileriye götüreceğimizi, mevcut yanlışları engelleyeceğimizi ve yapılması gerekenleri tek tek yapacağımızı bir kez daha ifade etmek isterim. Kimsenin, ?elimizden haklarımız alınacaktır? endişesi ile hareket etmesini istemem ama 70 milyonluk Türk Milleti?nin hakkı olan ulusal bir yapının imkanlarını küçük bir azınlığın kullanmasına seyirci kalınmasını da kabul edemem. Ben politikacı değilim, tutamayacağım sözler vermem, verdiğim sözleri de mutlaka tutarım. Bu noktada size sadece adalet, birleştiricilik, kucaklayıcılık, çoğulculuk, çağdaşlık ve şeffaflık sözü veriyorum. Herşey bu ilkeler içerisinde yapılacak.

Bildiğiniz gibi iki hafta önce başlatılan taban hareketi, mevcut yapı nedeniyle TDF başkanlık seçimine delege olarak katılma konusunda son derece zayıftır. Bu görev sağduyulu davranabilecek ve ulusun menfaatlerini kendi menfatlerinin üzerinde değerlendirecek bir anlayışla hareket edecek olan siz değerli TDF delegelerine düşmektedir. Elinizi vicdanınıza koyun ve TDF?nin son 9 yılda yaptıklarını, yapmadıklarını, yapamadıklarını ve bunlara bağlı olarak Türk Dağcılığı?nın Dünya Dağcılığı içerisindeki yerini değerlendirin ve ona göre oyunuzu verin. Mevcut yapıdan memnun olanlarla uzlaşma aralığımız çok dardır. Onlara söyleyebileceğim tek şey; oyunuz kutsaldır, inandığınız yere verin, bu görev değişimi yaşandığı taktirde, dağcılığımızın en iyi ve sağlıklı şekilde gelişimini hedef alarak, sizlerin menfaatlerini de karşıt görüşlerdekiler gibi aynı şekilde koruyacağımız sözüdür.

Kendi kendine gelişen, bu çok daha iyiye doğru değişim ve dönüşüm fırsatını tepmezsek, Türk Dağcılığı?na çağdaş bir anlayış, taze bir kan getirilmesi ve yeni neslin önünün açılması gerektiğine inananlarla 2010?ların dağcılığını, ülkenin her yerinde dağcılığı seçmiş ve seçecek olan herkesi ve her kesimi kucaklayarak birlikte yaratabileceğimize inancım tamdır.

TDF yönetiminde başarı hepimizin başarısızlık sadece benim olacaktır.

Türk Dağcılığı için hayırlı, uğurlu olsun.

Sevgilerimle,

Ali Nasuh Mahruki

www.nasuhmahruki.com

24.11.2006

Şu kısıtlı zaman içerisinde hazırladığımız önümüzdeki 4 yılın taslak projesini, yeni yönetimle birlikte TDF?nin hangi anlayışla çalışacağına dair size bir fikir vermesi açısından değerlendirmenize sunuyorum. Bu taslak proje, sizlerin desteğiyle oluşturulacak kurullarda detaylandırılarak ülke dağcılığı ve dağcılar için en faydalı hale getirilecektir.

Türk Dağcılığı, ülkemizde pek çok başka alanda olduğu gibi, sistemin hatalarına rağmen aradan sıyrılmayı başaran bireysel başarılar ile yetinmektedir.  Öz hedefimiz, sağlıklı ve çağdaş bir sistem kurarak ve fırsat eşitliği yaratarak, sporu hem daha geniş kitlelere yaymak, hem de başarılı olma kapasitesine sahip bireyleri destekleyerek sporumuzu yüceltmek olacaktır.

Bunu sizlerin desteğiyle yeni bir ruh, yeni bir vizyon ve yeni bir kadro ile gerçekleştireceğiz.

Türkiye Dağcılık Federasyonu ana statüsü,  Dernekler Yasası?na uygun, demokratik ve çoğulcu bir yapıya acilen kavuşturulacaktır. Türkiye Dağcılık Federasyonu?nun temel var oluş nedeni; Ülke Dağcılığı?nı uluslararası seviyede başarılı kılmak, Türkiye?de ve Dünya? da itibarını artırmak ve gelecekteki başarıları güvence altına almak, dağcılık sporunun yaygınlaşmasını sağlayıcı fırsatlar oluşturarak toplumumuzun daha sağlıklı, aktif ve başarılı gençler yetiştirmesine yardımcı olmak olarak benimsenecektir.

Federasyonumuz bir kulüp gibi değil, tüm dağcılık camiasını kapsayan bir üst yapı olarak hareket edecektir. Program ve stratejilerimizin başarı ile uygulanmasında, en az yetkili ? sorumlu kadrolarımız kadar, kulüplerimiz, üniversite topluluklarımız, ferdi dağcılarımız ve sonuçta tüm dağcılık camiamız aktif rol alabilecektir.

Aşağıda yer alan tüm konularda sizlerden gelecek katkılara açık ve duyarlı olacağız. Misyonumuz gereği, camiamızı bir bütün olarak kucaklamaya, buyuk bir takımın oyuncuları olarak hareket etmeye, birlik ve beraberlikle, doğusu batısı, kuzeyi güneyi, bizden olanı olmayanı gibi  ayrım yapmaksızın herkese aynı sevgi ile yaklaşmaya, dağcılığımızı bir bütün olarak geliştirmeye ve hak ettiği seviyeye getirmeye çalışacağız.

TDF TASLAK PROGRAM  – 24.11.2006

Örgütlenme ve yönetim:

Türkiye Dagcilik Federasyonu (TDF) yönetiminin, demokratik ve çoğulcu bir yapıya kavuşturulması, TDFnin tüm kulüpleri, üniversite topluluklarını ve ferdi dağcıları da temsil eden, onların haklarını koruyan, herkesin söz hakkına sahip olduğu, demokratik, çağdaş ve şeffaf bir yonetim anlayışı sergilemesini sağlama hedefi bizim için önceliklidir. Bu nedenle kurullarımızı oluştururken katkısı olabileceğine inanan herkese federasyonunuzun kapıları her zaman açık olacaktır. Hedeflerimizi gerçekleştirme yolunda en etkin biçimde ve herkesle uyum içinde çalışmayı hedefliyoruz.

TDF, ülke dağcılığını topyekün temsil edecek bir yapıya acilen kavuşturulacaktır. Yeni yönetim – eski yönetim ayrımı yapmadan emeği geçen herkesi kucaklayacak ve herkesle uyum içinde çalışmaya gayret edecektir. Dağcılık camiasında rahatsızlık verici boyutlara ulaşan  toplumsal bütünlüğün bozulmasının önüne geçilmesi, başlıca hedeflerimizden olacaktır. İnsanların ?bizden – bizden olmayan? ayrımı yaşamalarının önüne geçilecek, tüm topluluk ve kuluplerle eşit mesafede bir ilişki kurularak, herkesin kucaklanacağı şeffaf bir sistemin kurulması hedeflenmektedir.

Üniversite dağcılık kulüp, kol ve topluluklarının, TDF içerisinde etkin olmaları öncelikli amaçlarımız arasındadır. Türk Dağcılığı?na büyük hizmetleri olan Üniversite Toplulukları?nın ve buralardan yetişen dağcıların yok sayılmak yerine, yasa ve yönetmeliklerde yapılacak düzenlemeler ile sistem içine alınması ve TDF tarafından gerekli desteğin verilmesi sağlanacaktır.

Eğitim ve eğitmenler:

TDF şu anda sadece kendisi eğitim vermektedir. Biz ihtiyaç duyan yerlere eğitim verilmesi geleneğinin yanı sıra, eğitim verme kapasitesine sahip kulüp – dernek – toplulukların verdikleri eğitimlerin desteklenmesini, ülke çapında ?Dağcılık Eğitimi? standardizasyonun ve denetiminin sağlanacağı yeni bir sistem kurmayı hedefliyoruz. Bunun için UIAA ile de ortak çalışmalar yapılacaktır.

Böylece, dağcılık gibi riskli bir spor dalında en önemli konuların başında gelen eğitim konusunu, sporun gelişmesini önleyen bugünkü tekelcilik anlayışından kurtaracağız. Bu sistem sayesinde giderek ağırlaşan eğitim masraflarının karşılanabilir bir düzeye çekilmesi, eğitmen – öğrenci oranın düzeltilmesi, daha çok sayıda ve nitelikli eğitim kampının açılabilmesi mümkün olacaktır. Eğitim materyallerinin hazırlanması, çoğaltılması ve dağıtımına TDF önayak olacaktır. Sporun güvenli bir şekilde yaygınlaştırılması ve standardizasyonu temelden sağlamak amacıyla ilk ve orta öğretim kurumları ve üniversitelerle yakın ilişkiler kurmayı hedeflemekteyiz.

Şu ana kadar büyük özveriler ile çalışan eğitmenlerin desteklenmesi ve bu sistemin geliştirilmesi temel hareket noktalarımızdan birisidir. Eğitmen yeterlilikleri belli aralıklarla yapılacak sınavlar ile düzenli kontrol edilecektir. Egitim kalitesi ölçülecek ve gereken noktalarda iyileştirmeler hayata geçirilecektir. Düzenli olarak açılacak sınavlarla yeterliliğini ispatlamış nitelikli sporculara eğitmen olma hakkı verilecektir.

Tüm bu amaçlar doğrultusunda, yönetime seçildiğimizde ?Türkiye Dağcılık Eğitimi Şurasını? toplamayı hedefliyoruz. Standardizasyon, eğitim materyalleri, sertifikasyon sistemi ve uluslararası denklikler gibi konuların tamamı bu şurada ortak çalışma sonucunda belirlenecektir.

Dağ Turizmi, Mihmandarlık ve Dağ rehberliği:

Şunu herkes bilmelidir ki yönetime aday olmuş bir ekip olarak, kimsenin emeğine haksızlık yapmamız mümkün değildir. Ne yazık ki mihmandar arkadaşlarımızın aldığı ücretler üzerinden siyaset güdüldüğünü görüyor ve üzülüyoruz. Bu davranışlar ile dağcılık camiamızın bütünlüğüne zarar verilmektedir. Bu güne kadar mihmandar ve eğitmen olmuş arkadaşlar ile hep beraber çalışmayı arzu ediyoruz.

Dünyada alternatif turizm hızla yayılmaktadır. Doğal zenginliklerin bu denli fazla olduğu ülkemizde sürdürülebilir dağ turizmi politikalarının olmaması, şu ana kadar TDF nin bu politikalarda etkin olarak yer almamış olması önemli bir eksikliktir. Sürdürülebilir dağ turizmi politikalarında TDF kaliteyi artırıcı yönde çalışmalar yaparak bu kurumları geliştirmeli ve yeterliliği olan herkesin belgelenmesi sağlamalıdır. Yeterlilikler, belli aralıklarla yapılacak sınavlar ile kontrol edilecektir.

Dağ mihmandarlığı ve dağ rehberliği konularında öncelikle bölge insanına sporu sevdirmek ve yetiştirmek amacıyla eğitimler vermek ve yerel insanları ve yapıları sistem içine çekerek kendi bölgesini, kendi dağını hem koruyacak hem de kullanacak bir modelle istihdam olanakları yaratılmasına çalışacağız.

TÜRSAB ve diğer ilgili birimler ile çalışılacak ve çevre sağlığı gibi konular dikkate alınarak sürekli ve sürdürülebilir politikalarla, ülke ekonomisine katkı sağlayabilecek şekilde yerli ve yabancı dağ turizmini geliştirmeye yönelik mevzuatlar oluşturulacaktır. Turizm Bakanlığı ile koordinasyona girilerek dağ rehberliğinin önündeki yasal engellerin kaldırılması önemli gördüğümüz bir konudur.

Çevre Sorunları ve Doğal Hayatın Korunması:

Bugüne kadar dağlarımızın kirlenmesi, kontrolsüz boltlama gibi konularda mevcut TDF yönetimi etkin rol ve politikalar izlemekten uzak görünmektedir. Federasyon çevre konusunda sağlam, doğru, uygun bir duruş sergilemeli, boşluk ivedi olarak doldurulmalıdır.

Dağlara ve dağlık alanlarda, doğaya karşı kuralları ihlal ve kirletmeye yönelik girişimlere karşı, TDF?yi konuyu gereği halinde yargıya taşıyacak kadar ciddi bir duruş sergileyebilen aktif bir kuruluş haline getirmek için çalışacak bir çevre kurulu oluşturulacak, “Dağların Korunma – Kullanma Dengesi” konusunda ilgili bakanlıklar ve STK? lar ile ortak çalışmalar yapılacaktır. Dağcılarımızın çevre konusunda daha bilinçli ve aktif bireyler olmaları yönünde eğitimler ve seminerler düzenlenecektir.

Dağlarımızın kullanımı ve boltlama konusunu tartışabilecek ve yapısı itibariyle tüm dağcılık çevrelerince saygıyla karşılanabilecek bir etik kurul oluşturulması, önem verdiğimiz bir konudur.

Türkiye Dağlarının Belgelenmesi, Tanıtımı ve Periyodik yayınlar:

Rehber kitaplar (Türkçe ve diğer dillerde) çıkarılarak, tırmanış rotaları ile yürüyüş yollarının dökümantasyonu yapılacak, dağların risk analizi ve detay bilgileri oluşturulacak ve bu bilgiler tüm dağcıların rahatça yararlanabileceği bir bilgi havuzunda toplanacaktır. Dağ evi, dağ kulubeleri, acil durum iletişim, denetim gibi alt yapı sorunları üzerinde, ilgili bakanlık ve kuruluşlar ile beraber çalışılacaktır.

TDF?nin, Türkiye genelinde tanıtımına yönelik çalışmalar yapılacaktır. (posterler, TV, radyo, internet, gösteriler, şenlikler vb). Basın ve halkla ilişkiler profesyonel şekilde idare edilecektir. TDF?nin çalışmaları ve kuluplerin tırmanışları, sporcu, lisans sayıları, eğitmenleri, başarıları dökümante edilecek ve sanal ortamda (web sitesinde) herkesin rahatlıkla  erişebileceği şekilde sunulacaktır.

Milli Takımlar, Başarılı Sporcular, Yarışmalar ve Takım Tırmanışları:

Bütün yurt içi ve yurt dışı tırmanışlar raporlanmalı ve federasyon web sitesinde yayınlanmalıdır. Başarılı faaliyetlerin ayrımcılık yapılmadan ödüllendirilmesi dağcılık sporunun gelişmesini sağlayacak önemli adımlardandır. Her yıl önemli tırmanışların topluca ele alındığı periyodik toplantılar düzenlenmeli ve bu tırmanışları gerçekleştiren sporcular onore edilmelidir.

Dağcılık ve tırmanışta gelecek vaad eden başarılı sporcuların bulunması, yetiştirilmesi, yurtdışı yarışmalara, tırmanışlara milli takım bünyesinde gönderilmesi ve başarılar elde edildiğinde ödüllendirilmesi yönünde dağcılıkta da bir sitem kurulması yönünde çalışmalar yapılacaktır.

Yeni sporculara hedef gösterebilmek, motivasyonu yükseltmek ve kamuoyunda ses getirmek için yurt dışındaki önemli dağlara, zorlu duvarlara yapılacak çıkışlar da desteklenmelidir. Dağcılar için finansal sorunların, engellerin aşılmasında, federasyonun daha aktif rol almasının, ulusal başarılar elde etme yolunda önemli olduğu gerçeğinin, akıldan çıkarılmaması gerektiğine inanıyoruz.

Mevcut federasyon tarafından sadece kağıt üzerinde abartılmış sayılar elde edebilmek için kullanılan ve son dönemlerde dağcılığa adım atan bir çok yeni ilimiz var. Bu iller ve dağcılık sporu ile tanıştırılacak yeni bölgelerle birlikte Anadolu?nun en önemli sporcu kaynağı olduğunun bilincindeyiz ve özellikle bu illerdeki sporcularımızın tırmanış kapasitelerinin artırılması için çalışacağız.

Sponsorluk:

Gerek yurt içi faaliyetlerin düzenlenmesi ve sürdürülmesi, gerekse yurt dışında ülkemizin temsil edilmesi için özerkleşen federasyonların kendi finans kaynaklarını bulabilmeleri hayati önem kazanmıştır. Bu nedenle finans kaynaklarının bulunması, başarılı projelerin desteklenmesi veya talep olduğu durumlarda projelerin sporculara yönlendirilmesini sağlamak TDF?nin görevleri arasında öncelikli bir konudur. Bu zamana kadar mevcut yönetimin ihmal ettiği bu konuda, eksikliklerin giderilmesi sağlanacaktır.

Sportif Tırmanış Bahçeleri ve Boltlama:

Sportif tırmanışın geliştirilmesi, desteklenmesi, eğitim, altyapı sorunların çözülmesi ve diğer çalışmaların yasal temele oturtulması sağlanmalıdır. Boltlama için uzmanlardan oluşan (dağcılar, biyologlar, zoologlar, milli park görevlileri vb.) bir etik komisyonu kurulmalıdır.

Dağlarımızın korunması ve kullanılması konusunda yerli ve yabancılara rehber olacak genel kurallar getirilmelidir. Boltlamanın kuralları belirlenmelidir. Yeni spor tırmanış alanları bulunup geliştirilmesi hem desteklenmeli, hem de yapılacak çalışmaların denetimi sağlanmalıdır.

Dağ Arama Kurtarma:

Ülkemiz dağlarında son yıllarda önemli kazalar olmuştur. Bu tür üzücü olaylar karşısında yönetmeliklerin arkasına saklanıp sorumluluğu üzerinden atmaya çalışmak yerine, sporcusuna destek veren bir federasyon olması gerektiğine inanıyoruz.

Şu anda dağ kazaları sırasında devreye girecek bir sigorta sisteminin noksanlığı hissedilmektedir. Bunun yanı sıra TDF yönetiminin etkin bir ekip oluşturma ve var olan kaynakları koordine etme konusunda eksiklikleri olduğu da bir gerçektir. Bu noktada da içine kapalı bir kulüp gibi hareket etmektedir.

Dağ Arama ve Kurtarmaları?nda acil ve etkin müdahale için bütün bölgelerdeki kulüp, üniversite toplulukları ve ferdi dağcılardan birimler oluşturularak eğitim, malzeme desteği, haberleşme ağı ve koordinasyon sağlanacaktır. Mevcut STK?larla işbirliği yapılacak ve bu ağır yük paylaşılacaktır.

Faaliyetlerin yoğun yapıldığı bölgelerde arama kurtarma ile ilgili alt yapı hazırlanmalıdır. Olası arama kurtarma faaliyetlerinde beraber çalışacak tüm birimlerin hız ve koordinasyonunu artıracak eğitimlerin ve müşterek tatbikatların yapılması planlarımız arasındadır. Arama kurtarmanın hız kazanması için etkin ulaşım ve haberleşme sisteminin kurulması sağlanacaktır.

İletişim:

Bölgelerde yapılacak düzenli toplantılar ile  tüm dağcılık camiası ile etkin  iletişimde olunacaktır. Web sitesi etkin kullanılacaktır. Tırmanış etiği ve felsefesi konusunda bilinçlendirici çalışmalar yapılacaktır. Tırmanış yapılan bölgelerde, halkı ozellikle çevre konusunda bilinçlendirici faliyetler yapılacaktır. Bakanlıkla, ilgili resmi daireler, ulusal ve uluslararası kurumlar ve STK lar ile ortak çalışmalar düzenlenecektir.

Değerli dağcı dostlar, bu taslak bir önçalışmadır. Yeni yönetimle birlikte sizlerin katılımı ile oluşturulacak kurullarda bu konular yukarıdaki ilkeler çerçevesinde karara bağlanacak ve uygulamaya geçilecektir.