Dağların Mistik Çekiciliği

DAĞLARIN MİSTİK ÇEKİCİLİĞİ

Lama Anagarika Govinda, “Beyaz Bulutların Yolu” adlı kitabında mistik dağlardan bahseder ve şöyle der; “Bir dağın büyüklüğünü görmek için ona uzaktan bakmanız gerekir, şeklini anlamak için etrafını dolaşmanız gerekir, karakterini tanımak için, onu güneş doğarken ve batarken, öğle vakti ve gece yarısı, güneşli bir havada, yağmurda, karda ve fırtınada, yazın, kışın ve diğer mevsimlerde görmeniz gerekir. Bir dağı bu şekilde gören kişi, o dağın yaşamına yaklaşır.

 

Öyle bir yaşam ki, insanlarınki kadar yoğun ve çeşitlidir. Dağlar da büyürler ve yok olurlar, soluk alıp verirler, bir kalp gibi yaşamla atarlar. Çevrelerindeki görünmez enerjileri; havanın ve suyun gücünü, elektiriği ve manyetizmayı çekerler ve biriktiriler. Rüzgarları, bulutları, fırtınaları, yağmurları, şelaleleri ve nehirleri yaratırlar. Çevrelerini aktif yaşamla doldururlar ve sayısız varlıklara barınak ve yiyecek sağlarlar. Dağların yüceliği işte böyle bir şeydir.

 

Ama en yüce dağların arasında bile öyle dağlar vardır ki, eski uygarlıklarda ve dinlerde dile getirildiği halleriyle insanoğlunun en büyük ilham kaynaklarının sembolü olmuştur. Onlar, insanoğlunun mükemmelliği ve en üst gerçekliği sonsuz arayışının kilometre taşlarıdır. Onlar, dünyevi tutkularımızdan arınıp, aslında kendisinden geldiğimiz ve bir parçası olduğumuz evrenin sonsuzluğuna doğru geçişin mihenk taşlarıdır.

 

Günlük varoluşumuzun tozlu vadilerinde ve alçak ovalarında, yıldızlarla ve güneşlerle olan bağlantımızı unutmuşuz, kendimizi bu kapalılığımızdan uyandırmak ve yükseltmek için bu işaretlere ve mihenk taşlarına ihtiyacımız var. Bencil tutkular, paraya sahip olmak ve zevk peşinde koşmak gibi üzerindeki kalın ve ağır örtüden kurtulup bu çağrıyı hisseden ve yükselme ihityacı duyan pek az kişi vardır. Bu çağrıyı hisseden ve daha yüksek şeylere ulaşma tutkusu olanlar, sakin bir hac yolculuğundaki hacılar gibi dağların, bu ilham kaynaklarının bilgisini ve geleneğini ayakta tutarlar.”

 

Daha sonra, Lama Anagarika Govinda, Tibetlilerin en kutsal dağı Kailas’dan bahseder. Onun kutsal Kailas dağı hakkında söyledikleri, Nuh’un Gemisine evsahipliği yaptığına inanılan ve bu yüzden Batı kültürleri için en önemli dağların başında gelen Ağrı dağını yada Ararat’ı hatırlatıyor bana;

“…. Yalnızca, en hayranlık uyandırıcı olanın tanrısallığını hisseden, gerçeğin çıplak yüzüne, korkuya ve aşırı heyecana kapılmadan bakabilme cesaretini gösterenler – yalnızca böyle bir kişi, Kailas’ın güçlü sessizliğine, yalnızlığına ve kutsal nehirlerine dayanabilir ve dünyanın bu en kutsal mekanına kabul edilmek için ödemesi gereken bedel olan tehlikelere ve zorluklara göğüs gerebilir. Bu şekilde rahatlıklarından ve güvenliklerinden fedakarlık yapabilenler, tanımlanamaz bir iç huzur ve en üst seviyede mutlulukla ödüllendirilirler. Zihinsel yetenekleri artar, farkındalıkları ve ruhsal duyarlılıkları sonsuzcasına yükselir, bilinç düzeyleri yeni bir boyuta ulaşır. Öyle ki, pek çoğu muhteşem vizyonlar görür, değişik sesler duyar ve öyle bir trans haline geçerler ki, o güne dek yaşadıkları bütün eski zorluklar ve engeller aniden çakan bir ışığın aydınlatmasıyla ortadan kaybolur gider.

Sanki bakış açılarını saptıran ve belirsizliğe iten bireysel bilinçleriyle dünyayı algılayışları gittikçe azalır ve yerini herşeyi kapsayan kozmik bir bilince bırakır.”

 

İşte bütün zorluklarına, tehlikelerine ve risklerine rağmen dağcılık, böylesine insanı geliştiren bir spordur. Ve dağcılar da bu yüksek duyguları doyasıya yaşayan şanslı insanlar…

 

Lama Anagarika Govinda’ya göre bazı dağları diğerlerinden ayıran en önemli unsur, o dağın kişiliğidir. Bu kişilik dağın şekline, yüksekliğine yada rotalarının ilginçliğine bağlı değildir. Kişilik, başkalarını etkileme gücünden oluşur ve istikrar, uyum ve karakterin değişmezliğine bağlıdır. Bu değerler bir insanda mevcutsa, o kişi bir lider, yönetici veya aziz olarak kozmik gücün bir aracı olur. Bir dağ bu değerlere sahipse, aynı şekilde o dağı da kozmik gücün bir aracı, kısaca kutsal bir dağ olarak değerlendiririz.

 

Kailas, Chomolungma, Kanchenjunga, Kilimanjaro, Kazbek, Fuji, Ararat ve diğerleri tarihsel ve dinsel değerleriyle insanoğlu için yalnızca bir dağ değil aynı zamanda tanrıların kutsal mekanlarıdır da. Bu kutsal dağlar, bazı insanları dayanılmaz bir tutkuyla kendine çeker ve dağcılar her türlü riski göze alarak o dağların zirvelerine ulaşmak için soylu, zorlu, muhteşem bir uğraşa girerler. En iyi dağcılar bile çok sevdikleri dünyanın bu mistik köşelerinde zaman zaman sonsuza kavuşurlar. Belki de bu dağcılardan bazıları, sonsuza ulaşmadan hemen önce, hep aradıkları o muazzam algılayışı yaşar ve evrensel olanla bütünleşip öyle ayrılır dünyadan. Yeri doldurulamayan ölüm, yalnızca kalanlar için bir anlam ifade eder. Boyut değiştirmenin, buradan daha yüksek bir algılama düzeyine geçen kişi için ne anlamı olabilir ki…

 

Bugüne dek dünyanın en iyi dağcılarından olan pek çok arkadaşımın, yaşamlarının son anında bu yüksek değişimi tüm açıklığıyla algıladığını düşünüyorum. Belki de dünyanın en güçlü dağcısı olan Anatoli Boukreev, Kazak dağcı Galim, Pobeda’da kaybettiğimiz partnerim Valodya, yine aynı sezon Pobeda’da altıncı tırmanışında ölen ünlü dağcı Borodkin, Manaslu’da kaybettiğimiz partnerim Hristo ve buz çığında yitip giden genç Kolombiyalı dağcı Lenin, Kanchenjunga’ya tırmanan ilk kadın dağcı olan Ginette Harrison, Mc. Kinley ve Cho Oyu’ya beraber tırmandığımız Fransızların ünlü dağcısı Eric Escoffier, Everest’te birlikte olduğumuz sempatik Danimarkalı Michael Jorgensen ve diğerleri…

 

Ve bizim aslanlar kadar yiğit biricik İskenderimiz…

 

Hepsinin, sıradan insanların asla anlayamayacağı bir tutkuyla aradıkları gerçeği geçişlerinden hemen önce, son anlarında kavradıklarını ve yüksek bir bilinçle dünyamızdan ayrıldıklarına inanıyorum. Zamanı gelmeden gökten düşen bir yağmur damlası bile yere değemez. Aslında onların her biri, geçiş zamanları geldiğinde bunu büyük bir olgunlukla kabul eden yüksek ruhlardır. Oysa bazılarımız onların çılgın, kaçık, amatör, hatta acemi olduğunu düşünürüz. Ne yanılgı, ne zavallı bir yanılgı…

 

Sanırım dünyanın kurallarından biri de bu; Bu dünyada her zaman kahramanlar olacağı gibi, budalalar da olacak…

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir