Mon10232017

Son Guncelleme09:21:39 ÖÖ

Google Translate


Back Medya Medya Nasuh Mahruki Röportajları Anka Haber Söyleşi

Anka Haber Söyleşi

NASUH MAHRUKİ; “BU KOCA KİTABI NİYE YAZDIM”

-“Vatan Lafla Değil Eylemle Sevilir” isimli yeni bir kitap yazan AKUT Başkanı Nasuh Mahruki “Türkiye 1999 depremiyle yakaladığı zihin haritası değişim fırsatını çok fena kaçırdı. Onun da ötesinde kaçırmanın bedeli olarak tam aksi tarafa savrulduğumuzu düşünüyorum. Bundan sonrasında da Türk toplumu her ne yapacaksa, yaşayarak, bedelini ödeyerek yapacak” dedi.

Nasuh Mahruki ANKA Ajansı’na son kitabı ile ilgili yaptığı değerlendirmede “Aslında 700 sayfayı geçen bu koca kitabı sadece o eşsiz zihin haritası değişimi fırsatını nasıl ve neden kaçırdığımızı milletime anlatmak için yazdım bile diyebilirim” ifadesini kullandı.

 

-Mahruki vatan sevgisini “Vatan sevgisi evlat sevgisi gibi  olmalıdır. Bir anne, bir baba nasıl 24 saat, uykusunda bile evladının sağlığını geleceğini, mutluluğunu düşünür ve bunu sağlamak için çalışır, araştırır, fedakarlık yapar, kendi yemez  yedirir, kendi giymez giydirirse, gerçek vatan sevgisi de böyle olmalıdır. Ülkesini, insanları gerçekten, içten, samimiyetle seven 24 saat, uykusunda bile böyle düşünür, her davranışında böyle hareket eder. Yaptıklarının, seçimlerinin, kararlarının en azından ülkesine zarar vermemesine dikkar eder, onun da ötesinde ülkesine, insanına faydalı olmasını ister.” şeklinde açıkladı.

 

İSTANBUL (ANKA)- “Vatan Lafla Değil Eylemle Sevilir” isimli yeni bir kitap yazan AKUT Başkanı Nasuh Mahruki “Türkiye 1999 depremiyle yakaladığı zihin haritası değişim fırsatını kaçırdı. Bu tarihsel fırsatı çok fena kaçırdığımızı, onun da ötesinde kaçırmanın bedeli olarak tam aksi tarafa savrulduğumuzu düşünüyorum. Bundan sonrasında da Türk toplumu her ne yapacaksa, yaşayarak, bedelini ödeyerek yapacak” dedi.

 

Nasuh Mahruki ANKA Ajansı’na son kitabı ile ilgili yaptığı değerlendirmede “Aslında 700 sayfayı geçen bu koca kitabı sadece o eşsiz zihin haritası değişimi fırsatını nasıl ve neden kaçırdığımızı milletime anlatmak için yazdım bile diyebilirim” ifadesini kullandı.

 

“-VATAN ANNENİN ÇOÇUĞUNA SEVGİSİ GİBİDİR

 

Vatanı lafla veya eylemle sevmenin kriteri nedir şeklindeki soruya Mahruki “sevmek sadece bir duygu olarak yaşanmamalı, sevmenin bir eylemsel karşılığı olmalı. Vatan sevgisi evlat sevgisi gibi  olmalıdır. Bir anne, bir baba nasıl 24 saat, uykusunda bile evladının sağlığını, iyi okullara gitmesini, iyi imkanlara sahip olmasını, geleceğini, mutluluğunu düşünür ve bunu sağlamak için çalışır, araştırır, fedakarlık yapar, kendi yemez  yedirir, kendi giymez giydirirse, gerçek vatan sevgisi de böyle olmalıdır. Ülkesini, insanları gerçekten, içten, samimiyetle seven 24 saat, uykusunda bile böyle düşünür, her davranışında böyle hareket eder. Yaptıklarının, seçimlerinin, kararlarının en azından ülkesine zarar vermemesine dikkar eder, onun da ötesinde ülkesine, insanına faydalı olmasını ister.” yanıtını verdi.

 

“-BENİ DAĞCI GÖRMEK İSTEYENLERE KÖTÜ HABERİM VAR

 

Mahruki, isminiz dağcılıkla ve arama kurtarma ile özdeşleşmiş bir isim ve sizi sadece bu alanda görmek isteyenler var, siz kendinize yeni bir alan mı açıyorsunuz” sorusu için“Eğer birileri hala beni kendi kafalarına göre dağcı, AKUT’lu diye kategorize etmeye çalışıyorsa onlara kötü haberlerim var. Çünkü arkadaşlarımla birlikte gücümüz yettiğince ülkemizdeki eksik, sorunlu, hatalı, yanlış şeylerle mücadele etmeye devam edeceğiz” yorumunu yaptı.

Bu kitapla kendisine yeni bir alan açtığını düşünmediğini zaten AKUT’la birlikte 11 yıldır karşılıksız yardımın ve gönüllülüğün yolunda olduğunu, bu kitapla sadece yaptıklarını değil yapmaya çalıştıklarını üstüste koyup, bir bütün olarak okuyucuya sunduğu belirten Mahruki “ AKUT’un ve AKUT’lu olmanın bizim için tek ölçütü var; Memlekete faydalı her projede varız. Ülkemiz için nerede durmamız gerekirse hiçbir şeyden çekinmeden orada dururuz” dedi.

-“ TÜRKİYE’ DE HERKES KENDİ SİVİL TOPLUMUNU YARATTI

21.yüzyılda özellikle demokratikleşme ve çağdaşlaşma ölçütlerinden biri olarak sivil toplumun yönetsel süreçlerdeki etkinliğinin, denetim mekanizmalarından biri olmasının ve sorumluluk üstlenmesinin artmasını önşart olarak tanımlandığını hatırlatan Mahruki bu konudak görüşlerini şu sözlerle dile getirdi :

 

“ Sivil toplumun gücü bütün dünyada yükseliyor. Ancak Türkiye’de herhangi bir alt kimliğe, cemaate, gruba  dayanmadan tamamen bağımsız olarak ve her yere eşit mesafede kendinizi tanımlayarak sivil toplum olmak ne yazık ki artık çok zor. Ülkede medya da, iş dünyası da, sivil toplum da belirli alt kimlikler arasında bölünmüş durumda ve her biri kendi grubu ile hareket etmeyi tercih ediyor. Çünkü 21. yüzyılda sivil toplumun çok etkili olacağını 1999 Gölcük Depremi sonrasında herkes fark etti ve ona göre pozisyon aldı, yeni kurumlar oluşturdu. Kendi alt kimlik grubu dışındakileri daha az görür bir düzen kuruldu. Bu durum AKUT gibi kendini her tür siyasi duruşun üzerinde tanımlayan, bir de üstüne üstlük ülkenin üzerine kurulu temel değerlerini savunma konusunda da cesur çıkışlar yapan kurumların hayatını iyice zorlaştırdı. “

“-KAÇAN ZİHİN HARİTASI DEĞİŞİM FIRSATI 

Nasuh Mahruki kitabın çok önemli bir bölümünü ayırdığı zihin haritası değişimi konusunda da “ Aslında bu koca kitabı sadece o eşsiz zihin haritası değişimi fırsatını neden ve nasıl kaçırdığımızı milletime anlatmak için yazdım bile diyebilirim” yorumunda bulunarak şunları söyledi:

 

“1999 Gölcük Depremi sonrasında toplumda bir değişim talebi ortaya çıkmıştı, çünkü kayıplarla dolu, günü kurtarmaya dönük mevcut anlayışın yarattığı bütün sorunlar 45 saniyede bir tokat gibi hepimizin suratında patlamıştı. Ama biz değişimi başlatmak yerine birbirimizi didiklemeye ve suçu ona buna atıp, yapılması gerekenleri görmezden gelmeye devam ederken, 2002 yılında Türk siyaset sahnesinde köklü bir dönüşüm, değişim yaşandı. Siyasetteki bu öze ilişkin değişim açık olarak toplumsal hayatımızda da bir değişim ve dönüşümü beraberinde getirdi. Burada bir de, BOP ve Ilımlı İslam projelerinin de dünya konjonktüründeki zamanlaması ve Türkiye’deki bu değişim talebiyle üstüste çakışması ancak kaderin bir cilvesi olarak açıklanabilir bence.”

(ANKA) NÇ/ZG