Mon10232017

Son Guncelleme09:21:39 ÖÖ

Google Translate


Tıp Dergisi

Rusya Dağcılık Federasyonu tarafından Kar Leoporı ünvanınızı aldıktan sonra Everest Dağına tırmanan ilk Türk ve dünyadaki ilk müslüman kişi oldunuz. Sporun bu alanına olan merakınız ilk olarak nasıl gelişti?

Bilkent İşletme mezunuyum, dağcılıkla buradaki klüpte tanıştım. 20 yaşında panolarda dağcılık klübünün kurulacağı ilanlarını görünce ilgimi çekti. Denemek, öğrenmek istedim ve iyi ki de denemişim. Çok hoşuma gitti, heyecanlandım ve etkilendim. Önce dağlarla doğayla ilgili dia gösterisi ve söyleşi yaptılar, sonra Ankara’daki Hüseyin Gazi kayalarına gittik ve Aladağlarda Kış Temel Eğitimi kampına katıldık. Dağcılığın yanısıra mağaracılık, yamaç paraşütü, aletli dalış ve bisiklet gibi sporlarla da ilgilendim.

Bir çok yerde Türkiye'de hem eğitim alıp hem dağlara gittim. Üniversite diplomamı aldıktan 3 hafta sonra  Kazakistan’a ve Kırgızistan’a gittim ve Rus dağcılarla tırmanışlara başladım. Rus ekolüyle tanışmam pek çok şeyi değiştirdi. Onların ciddi bir disiplini ve etkili bir dağcılık kültürü vardı. Dağcılık sporundaki yeteneklerimi, kendimi Rus dağcılarla kıyaslama fırsatı bulduğumda daha iyi anladım ve sonrasında zaten profesyonel anlamda dağcılık hayatım oldu. İnsan sevdiği işlerde yeteneği varsa başarılı olduysa buna çok daha fazla zaman ayırıyor. Uzun yıllar hedeflerim zorlu ve tehlikeli dağlar oldu.

AKUT'a gelelim arama kurtarma derneği kurma projesi fikri ne zaman ortaya çıktı.

1994 yılında Kasım ayında Bolkar dağlarında bir dağ kazası oldu ve iki üniversite öğrencisi kaybolduğu haberi geldi. O günlerde bu tür kazalar olduğunda, dağcılar kendi malzemelerini alıp o bölgeye gider ve doğaçlama bir şekilde operasyon yapılırdı. Burada da öyle niyetlendik, Türkiye'nin dört bir yanından neredeyse 100 dağcı bölgeye gittik. İki grup halinde 14 gün uğraştık arama çalışmalarıyla. Dağların altını üstüne getirdik ve çok uğraştık, hatta helikopterle bizi dağların zirvelerine bırakıyorlardı, biz de koştur koştur bütün yamaçları, vadileri tarıyorduk. Ancak çocukları bulamadık. Birinin cenazesi 8 ay sonra bir çoban tarafından bulundu, diğeri hala bulunamadı. Bu sonuçsuz kalan arama çalışmaları sonrasında aralarında benim de bulunduğum bir grup dağcı bir toplantı yaptık bir takım öngörülerde bulunduk gelecekle ilgili. 90’larda dağcılığa ve doğa sporlarına ilgi artmaya başlamıştı. Bu da daha fazla kaza riski anlamına geliyordu. Bir dağcı dağda kaza geçirirse, sporun iç dinamikleri ve kendine özgü riskli yapısı gereği ona sadece diğer dağcılar yardım edebilir. Bu dağ kazası bizi bir araya getirmişti. Bu düşünceyle örgütlenmeye karar verdik. 1995 yılı araştırma ve öğrenme çalışmalarıyla geçti. Bu dönemde Türkiye'nin doğal afetlerle ilgili risklerini fark ettik. Türkiye'nin ciddi bir deprem ve sel tarihi varmış. Biz bu gerçeği 1995’te fark ettik ama Türkiye 1999 depreminde fark etti. 14 mart 1996 da AKUT'u kurduğumuzda hem dağ ve doğa kazaları hem de doğal afetlerde gönüllü olarak insan hayatı kurtarmaya yönelik bir yapı olarak kurduk. Bir de bu konularda toplum bilinçlendirmeye yönelik ilk yardım ve deprem öncesi, sırası ve sonrası doğru davranışları anlattığımız çalışmalar başlattık.

Tıp dünyasının ilgisi nasıldı ?

AKUT'u biz 7 dağcı kurduk. İçimizden biri doktordu. Dr Feridun Çelikmen, İnternational Hospital'ın acil servisinde çalışıyordu ve derneğimize isim ararken AKUT adını o önerdi. Biz de çok beğendik. İlk yıllarda İnternational Hospital çok destek vermişti bize. Sonraki süreçte değişik zamanlarda değişik miktarlarda çeşitli hastanelerden, doktorlardan, sağlık sektöründen ve ilaç firmalarından destekler gördük.

İyi bir dayanışma içerisindesiniz yani

Yeteri kadar olduğunu söyleyemem keşke daha fazla olsa. Özellikle bizim operasyonel anlamda kullandığımız malzemeler ve ilaçlarda daha çok onlara ihtiyacımız var ki bunların bir kısmı oldukça da pahalı şeyler. Acil durumlarda gönüllü olarak arama kurtarma ile uğraşıyoruz ve bulduğumuz insanların çoğu zaman da tıbbi anlamda desteğe ihtiyacı oluyor. Susuzluk, açlık, aşırı soğuk veya sıcakta uzun sure kalmış olabiliyorlar. Yaralanma, kanama, yanma, kırık veya travma gibi sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Tüm bunlarla baş çıkabilecek çok iyi çalışan bir Tıp birimimiz var. AKUT‘ta gönüllü doktor arkadaşlarımız var. Hem AKUT’un ihtiyaç duyduğu bütün tıbbi malzemelerin temini, tasnif edilmesi, çantalarımıza yerleştirilmesi, bu malzemelerin nasıl kullanıldığının AKUT üyelerinin biliyor olması. AKUT gönüllülerinin bir takım aşılarının yapılıyor olması, ilk yardım eğitiminin veriliyor olması gibi bütün bu süreci takip eden bir tıp birimimiz var ekibimiz içerisinde.

Gönüllülük esasına dayalı olan  bu çalışmanızda en çok nelere ihtiyaç duyuyorsunuz

AKUT’ta çalışan herkes gönüllüdür. Bütün AKUT yapılanması içerisinde sadece iki tane maaşlı personelimiz var. Onun dışındaki bütün AKUT gönüllük üzerinde yürüyor. Tıp dünyasıyla çok yakından ilişkiliyiz zaten. Ama keşke daha çok destek olsa mesela sedyelere çok ihtiyacımız var. Bunlar ucuz şeyler değil ve bizim Türkiye’nin 26 farklı bölgesinde ekiplerimiz var. İhtiyacımız olan her malzemeden 26 takım gerekiyor. Ateller, ilk yardım kitinin içinde hazır olması gereken ilaçlar ve makasından sargı bezine, tentürdiyotundan yanık kremlerine kadar alınması lazım. Biz bunları para verip ediniyoruz veya bağış olarak geliyor bir şekilde çünkü operasyona çıktığımızda bu malzeme yanımızda yok diye bir şey söz konusu olamaz. Kocaman sırt çantalamızla çıkıyoruz ve bulduğumuz kazazedelerin ne durumda olacağını önceden kestiremiyoruz. Operasyon sayımız bugune kadar  830 tane şu anda kurtardığımız insan sayısı 1165 kişi. Bunlar içinde depremler, seller, çığlar, rafting kazaları, yamaç paraşütü kazaları, orman yangınları, trafik kazaları, kaybolma olayları, boğulma vakaları, vs. her şey var. Eğitimlerimize çok önem veriyoruz  ve toplumumuzun bu bilinci içselleştirilmesini sağlamaya gayret ediyoruz.

112 Acil yardım gibi hizmet veriyorsunuz diyebilir miyiz?

O şehir içinde zaten biz arazide çalışıyoruz. Şehir içinde zaten bizim yapabileceğimiz çok fazla bir şey yok, şehirdeki olaylara karşı şehirlerde zaten etkili bir system var. Doğada durum farklı, genellikle şartlar çok farklı ve zorlu. Mesela Rize’de bir araç yoldan 70 metre aşağıya uçuyor. Oradaki yaralıyı, kazazedeyi çıkarmak için ip teknikleri gerekiyor, sedyeler gerekiyor, ciddi bir teknik malzeme imkanı gerekiyor. Bu tür bir donanım ve eğitim herkeste yok sonuçta, böyle kazalara bizim ekibimiz müdahele ediyor. Mesela Bodrum’da Marmaris’te orman yangınları sıklıkla yaşandı bir dönem, buralardaki ekiplerimiz gidiyor orman yangınlarında çalışıyor. Bingöl’de kış ayları nedeniyle köy yolları kapanıyor. Hasta nakilleri yapıyoruz köylerden kar motorsikletleriyle ya da Antalya’da tırmanış yaparken birisi düşüyor veya turistler rafting yaparken veya başka doğa sporları yaparken başlarına gelen kazalara müdahele ediyoruz. Hepsine müdahale edebilecek eğitimli gönüllülerimiz var hem de o müdahale sırasında kullanılacak malzemelerimiz var. Her ekibimiz  kendi bölgesinde gönüllü olarak hizmet veriyor. Geçen sene altı ekip kurmuştuk, bu sene iki ekip daha kurduk. Bizim sorumluluğumuz çoğu zaman hastaneye gidene kadar aslında. Ama bir çok arkadaşımız hastaneye gidiyor, çünkü kazazedeyle kurdugumuz çok değerli bir ilişki oluşuyor kurtama esnasında. İnsanın ölüm korkusu yaşadığı bir anda onu oradan alıp güvenli ortama nakletmek kurtarıcıyla kazazedeyi birbirine çok yaklaştırıyor. Hastaneye yetiştirene kadar çoğu zaman arkadaşlarımız kazazedelere nezaret ediyorlar.

Evereste çıkan ilk Türk olmayı bekliyor muydunuz ?

Mutlaka bir gün bir Türk dağcı bunu başaracaktı ve bunu başaran dağcı olmayı gerçekten istiyordum. 1995’te Everest’e tırmandığım dönemlerde Türk dağcıları arasında hayali bile kurulamayacak kadar uzak bir hedefti. O günlerin dağcılık birikimiyle çok uzak bir hedefti. Kar Leoparı unvanını aldıktan sonra bunu başarabileceğime olan güvenim ve inancım arttı ve bu güvenle denemeye karar verdim. Everest’e ikinci Türk tırmanışı bundan 6 yıl sonra, ilk Türk ekibi tırmanışı 11 yıl sonra yapıldı.

Bu yıl Mayıs ayında ikinci kez Everest’e çıktım. AKUT Antalya ekibi lideri Yılmaz Sevgül ile beraber tırmandık. Antalya’da yerli bir sanayici sponsorluğunu yaptı. Enerji ekonomisine ve küresel ısınmaya dikkat çekmek amacıyla; “Enerjini Doğru Kullan Zirveye Tırman” sloganıyla yaptık bu tırmanışı.

Doktorlarımıza vermek istediğiniz bir mesajınız var mı ?

Doktorlar dünyanın en kutsal mesleğini icra ediyorlar. Onlara bir vatandaş olarak çok teşekkür ediyorum. Bu kadar zor bir mesleği nasıl yaptıklarına çocukluğumdan itibaren hayret ederim ve hayranlıkla izlerim. İnşallah kimseye gerekmez ama gerektiği takdirde bu işin uzmanları olduğunu bilmek çok güven verici. Düşünün artık insanların karaciğerini, böbreklerini, kalbini bile değiştiriyorlar, el, kol, yüz nakli bile yapabiliyorlar. Geçmişte tedavisi olmayan hastalıklara çareler buluyorlar. Bu kadar müthiş şeyleri başardıkları için çok etkileniyorum. Iyi ki varlar…