Mon10232017

Son Guncelleme09:21:39 ÖÖ

Google Translate


Back Medya Medya Nasuh Mahruki Röportajları Todosk Dergisi

Todosk Dergisi

Dağcılığa üniversite yıllarında yöneldiğinizi biliyoruz. Dağcılığı seçmenizdeki etkenler nelerdir?

Çocukluğumdan itibaren doğaya ve hayvanlara düşkün oldum ve doğayla hep çok iyi bir ilişki ve iletişimim oldu. Üniversitede doğada spor yapma imkanı veren dağcılık ve diğer doğa sporlarıyla tanışınca da çok keyif alarak yapmaya başladım. Doğa beni her zaman çekmiştir. Bu sporlarda yeteneklerimin de olduğunu görünce hem kendime güvenim hem de motivasyonum arttı. Her geçen gün daha çok zevk aldım, daha çok vakit ayırdım ve kendimi geliştirmeye çalıştım.


K2 dağcılık adına önemli bir zirve, peki sizin için önemi nedir?

Oksijen desteksiz K2 Dağı tırmanışım profesyonel dağcılık kariyerimin en önemli başarısıdır. K2 Dağına tırmanmak o güne dek hayatımda en çok istediğim şeydi. Yıllarca acaba birgün K2 Dağı’na tırmanabilecek kadar iyi bir dağcı olabilecekmiyim diye kendime sordum. K2 Dağı’nın kendine özgü riskleri, tehlikeleri, zorlukları ve çok üzücü kazalarla ve kayıplarla dolu tarihçesi onu diğer dağlardan ayırıyor ve çok özel bir yere yerleştiriyor. Bana cazip gelen tarafı da bu olmuştu. Ben gittiğimde, K2 Dağı’na tırmanmayı başarmış 164 dağcı vardı dünyada, 57 dağcı da bunu denerken hayatını kaybetmişti, bu 57 dağcının 22’si zirveden dönerken ölmüştü. Zirveye vardıktan sonra ölüm oranı bu kadar yüksek olan başka bir dağ yok dünyada. K2 Dağı’na tırmandığımda, hem Everest’e hem de K2’ye tırmanmayı başaran dünyadaki 70. dağcı olmuştum.

“Kar Leoparı” ünvanı alan ilk Türksünüz, bunun Türk dağcılığı adına öneminden bahsedebilir misiniz?

Kar Leoparı unvanını ilk duyduğum anda çok etkilenmiştim ve kendimi bu konuda bir tartmıştım. Çok karizmatik, çok güçlü ve çok cazibeli bir ifade olduğunu düşünüyorum. Rusya’nın çok gelişmiş, nitelikli spor ve dağcılık kültüründe de çok değerli bir yere sahip olması, yüklenen anlam, elde edebilmek için aşılması gereken zorluklar, tırmanılması gereken zorlu ve tehlikeli dağlar, bu unvanı çok değerli ve prestijli bir yere oturtuyor.

Bu ve benzeri öncü ve ilk tırmanışlarımın Türk dağcılığı için en büyük önemi, bu tür zorlu ve tehlikeli tırmanışların da Türk dağcılar tarafından başarılabileceğini göstermiş olmamdır. Bir kez bu psikolojik eşik aşıldı mı, arkası daha rahat gelir. Benim Türk dağcılığına yaptığım en büyük hizmet, aslında bizlerin de dünyanın en büyük, en zorlu dağlarına tırmanabileceğimizi göstermiş olmamdır diye düşünüyorum.

Dağcılığın geleceği için gençler çok önemli, ancak Üniversitelerimizde gençler dağcılık ve doğa sporları kulüplerine yeteri kadar ilgi duymuyor gençlerin ilgisini bu alana çekebilmek için neler önerirsiniz?

Aslında ülkemizde genel olarak genç nüfusumuzun potansiyelini çeşitli alanlarda verimli kullanmakla ilgili önemli bir sorunumuz var. Türkiye yaş ortalaması ancak 30 olan bir ülke. 74 milyonluk nüfusumuzun içinde 30 milyonun üzerinde genç insan var. Ancak biz neredeyse hiçbir branşta ülkemizin nüfusuyla doğru orantılı başarılar elde edemiyoruz. Dağcılık ve doğa sporları da, hatta tüm sportif faaliyetlerimiz de bundan nasibini alıyor.

Bu anlamda ciddi bir yapısal sorunu var Türkiye’nin. Öncelikle fırsat eşitliği, adalet, ülkenin imkan ve kabiliyetlerinin eşit ve tarafsız bir şekilde dağıtılması, sağlıklı ve sürdürülebilir bir spor kültürünün desteklenmesi gibi her kademede yapılması gereken pek çok iyileştirme ve geliştirmeye ihtiyacımız var. Kültür toplumun içinde üretilir, bizim toplumsal hayatımız son yıllarda magazin, televole, diziler ve futboldan daha fazlasını üretemiyor ne yazık ki. Toplumun geneline ulaşan bir spor kültürüne ihtiyacımız var.

Bir de ne yazık ki TDF ile onun bir türlü içine sindiremediği kendi bünyesinden yetişmemiş dağcıların oluşturduğu geniş bir grupla sürekli ilişkilerin gerilimli olması, dağcılığımızın gerçek potansiyelinin ortaya çıkmasını engelliyor. Bu yönetim anlayışı değişmediği sürece de ne yazık ki bu birleşmeyi ve sinerjiyi sağlamamız mümkün olmayacak.

Ülkemizde ve yurtdışında pek çok başarılı operasyona katılarak binlerce hayat kurtatan, kurucu üyesi ve başkanı olduğunuz AKUT’un kuruluş amacı ve hedefleri hakkında bilgi verebilir misiniz?

AKUT, dağ ve doğada meydana gelen kazalarda ve deprem, sel gibi doğal afetlerde can kaybını en aza indirmeye çalışan, bu konular hakkında toplumu bilinçlendiren ve tüm çalışmalarını gönüllülük ve karşılıksız yardımseverlik ilkeleriyle gerçekleştiren bir sivil toplum kuruluşu. Bir avuç dağcının öncülüğünde kurulan AKUT bugün 30‘a yaklaşan ekibi ve 1200 kadar gönüllüsüyle hem ülkemizde, hem de dünyada büyük yararlılıklar gösteriyor.

Bundan 16 yıl kadar önce arama kurtarma alanında ülkemizdeki ihtiyacı fark ederek, bu alanda kendimizi yetiştirmiş ve bir arama kurtarma takımı olarak işe koyulmuştuk. Yıllar içerisinde AKUT, Türkiye’nin en güçlü sivil toplum kuruluşlarından birine evrildi. Bugün AKUT’un, dış kurumlara verdiği acil durum yönetimi, iş sürekliliği, ilk yardım, yangın güvenliği ve teknik kurtarma eğitimleri AKUT’un iktisadi işletmesi üzerinden yürütülüyor. Şimdilik atletizm, dağcılık ve kayak branşlarını oluşturduğumuz AKUT SPOR kulübümüz var; genç kayak takımımız geçtiğimiz yıl Türkiye ikincisi oldular. Kendimize ait bir yayınevimiz var, Engelliler İçin Deprem Kılavuzu adlı 12. kitabımızı daha yeni çıkardık. Şu anda 10 kadar üniversitede AKUT Öğrenci topluluklarımız var. Bu projenin bir benzerini de ilköğretim okullarında başlattık, MİNİK ELLER BÜYÜK YÜREKLER sloganıyla AKUT Öğrenci Kulüpleri kuruyoruz. AKUT VAKFI’nın kuruluşunu da Mart ayına kadar tamamlayacağız ve artık

AKUT sonuçta Türkiye’ye hizmet ediyor, ülkesini ve insanları seven bir grup gönüllü, hayat kurtarmak için biraraya gelmişler ve artık hayat kurtarmaktan daha fazlasını da yapıyorlar. Çünkü biz daha güzel bir Türkiye’nin mümkün olduğuna inanıyoruz, ama bunun kendi kendine olmayacağını da biliyoruz. Elimizden geldiği kadarıyla ülkemizde herşeyin daha iyi olması için, daha doğru yapılabilmesi için biz de kendi üzerimize düşen sorumluluğu yerine getiriyoruz. Bunun farkında olan ve her geçen gün çoğalan bir kitleyle de giderek büyüyoruz.

Özellikle 2005 yılında AKUT ve TODOSK Arama Kurtarma Birimi pek çok dağ arama kurtarma operasyonuna birlikte katıldı, AKUT’un TODOSK’a verdiği eğitim desteği de yadsınamaz. Gelecekte AKUT ve TODOSK için yeni projeleriniz olabilir mi?

Antalya’da Yılmaz Sevgül’ün liderliğinde çok başarılı bir kurtarma ekibimiz var. Bu deneyimleri ve bilgileri ne kadar çok kişiye öğretsek o kadar faydalı olur düşüncesiyle, Yılmaz Sevgül’ün öncülüğünde başladı bu eğitim projeleri. Bugün AKUT Antalya Ekibi sadece TODOSK’a değil, İTFAİYE’ye, JANDARMA’ya, SİVİL SAVUNMA’ya, POLİS ÖZEL HAREKAT ekiplerine de bu eğitimleri veriyor. Böylece ülkemizin bu tür olaylara müdahale edebilme kapasitesi genişliyor. Kurumlar arama kurtarma alanda kendini yeniliyor, çağa ayak uyduruyor. Ülkemiz için büyük kazanç. Bu gelişimi gözlemlemek ve bunda payı olmak bizim için mutluluk verici.

Bence gelecekte biz birlikte çok proje yapacağız sizle. Yılmaz’ın, Türkiye turizminin en değerli unsuru Antalya’nın acil durumlara müdahale edebilme kapasitesini geliştirmek ve Antalya’lı gençlerin hem kaya tırmanışında hem arama ve kurtarma konularında kendilerini geliştirebilmesini sağlamak gibi kişisel bir çabası var. Bu Antalya için çok iyi bir fırsat, Antalya’nın, AKUT’un bu özverisinin farkında olmasını diliyorum.

Nasuh Mahruki’nin TODOSK ile ilgili düşüncelerini öğrenebilir miyiz ve tavsiyeleri var mı?

TODOSK çok aktif, çok çalışkan ve keyifli bir ekip olarak aklımda uzun zamandır. Yılmaz’dan da güzel şeyler duyuyorum çalışmalarınızla ilgili. Antalya’nın eşsiz doğasını ve dağlarını tanıtmak, korumak ve geliştirmek adına yaptıklarınızı çok önemli ve değerli buluyorum. Benim gözümde ülkesini gerçekten seven ülkesini hergün daha güzelleştirmeye çalışır; bizim gibi, sizin gibi. Doğayı sevmek ve korumak konusunda daha fazla insanın dikkatini çekmemiz gerektiğini düşünüyorum.

2010 yılında Yılmaz Sevgül ile başarıyla gerçekleştirdiğiniz Everest Tırmanışı’ndan dolayı sizleri tekrar kutluyoruz. Antalya’da yapmış olduğunuz Everest sunumuna katılımın yüksek olmasının sizi etkilediğini dile getirmiştiniz, Antalya’da başka projelerde yapmayı düşünür müsünüz?

Evet, gerçekten de Everest sunumuna Antalya’daki katılım çok güzeldi. Antalya’da bu konulara ilgili ve meraklı, bilinçli çok insan var. Antalya’ya sıklıkla yolumuz düşüyor, seve seve Antalya’da başka projeler yapmak isterim.

Dağcılık zorlu doğa koşulları nedeniyle kaliteli malzeme kullanımını zorunlu kılan, masraflı bir disiplin, bu nedenle pek çok yüksek irtifa çıkışında sponsor desteğine ihtiyaç duyulmakta peki bu desteklerin artırılması için neler yapılabilir? Ünlü bir dağcı olarak bu konuda size düşen görev ne olmalıdır?

Sponsorluk ne yazık ki hala ülkemizde tam olarak yerini bulamadı. Sponsorluk kanununda yapılan çok uygun değişikliklere rağmen hala amatör sporlarda sponsorluk etkin olarak kullanılamıyor. Sponsorluk etkin ve prestijli bir tanıtım aracı olduğu halde, hala Türkiye’de bu şekilde algılanmıyor. Bu bakış açısının değişebilmesi için bir takım iyi örneklere ve basının da bunları doğru değerlendirmesine ihtiyacımız var. Sponsorluk bir fikri inanarak desteklemektir. Sponsorluğun sadece para vermek olmadığı, sponsorluğun maddi destekten daha fazla bir şey olduğu ve bunun da paradan çok daha değerli ve saygın bir alışveriş olduğu fikri zihinlere yerleşebildiği zaman sponsorluk daha doğru konumlanabilir ülkemizde de.

Burada biraz medyanın bu alandaki iyi örneklere daha etkin yer vermesine, biraz da sponsor olabilecek kurumların reklam ve sponsorluk konularındaki düşüncelerini geliştirmelerine ihtiyacımız var.

Dağcılık sporu ile uğraşan her bireyin bir doğasever olması gerekirken, özellikle turistik amaçlı gerçekleştirilen dağ çıkışlarında çevrenin kirletildiğini görüyoruz. Bu konuda bilincin artırılması için neler yapılabilir?

Bu konuda öncelikle o turistleri götüren, o bölgeye ulaştıran veya o bölgeye girmelerine izin veren kişi ve kurumlara sorumluluk düşüyor. Bu sektörden para kazananların öncelikle bu konulara sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum. Denetlemelerin de daha ciddi yapılmasını önerebilirim. Doğa sevgisinin ve çevre korumanın bir toplumsal kültür ve öncelik haline dönüştürülmesi gerekiyor. Bu konuda hepimiz üzerimize düşeni yapmalıyız.

Küresel ısınma,hidro elektrik santrallerin yapımı sırasında doğaya verilen zararlar ve insan kaynaklı kirlilik gibi çevre sorunlarında toplumsal bilincin artırılması için doğasever bir ünlü olarak size ne gibi roller düşüyor?

Herkesin yaşadığı ülkenin ve yaşadığı dünyanın sağlıklı olmasına ihtiyacı var. Sağlıksız bir çevrede sağlıklı bir insan olarak zor kalınır. Kar hırsıyla bazılarımız bunu göremiyorsak da, görenlerin göremeyenlere daha iyi anlatması gerekiyor demek ki diye düşünüyorum.

Bugün hepimizin ortak geleceğini ilgilendiren sonuçları olacak adımlar atılıyor. Bu adımların bizi ne kadar bizim yaşamayı istediğimiz dünyaya götüreceğine iyi bakmak gerekiyor. Bu anşamda herkes kendi geleceğinin sorumluluğunu üzerine almayı başarmalıdır diye düşünüyorum ve herkese kendi geleceğiyle, çocuklarının yaşayacağı gelecekle daha fazla ilgilenmesi gerektiğini öneriyorum.

Doğru bilgiyle, manipüle edilmiş bilginin farkını anlamak ve tercihlerimizi de buna göre yapmak zorundayız. Kafamızı dizilerden, televolelerden, magazinlerden, futboldan kaldırıp hayatla, dünyayla, Türkiye’yle, gelecekle, iklimle ilgili şeylerle daha fazla ilgilenmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü onlar gerçek ve kalıcı, medyadakiler sanal ve geçici...

Bir çok başarılı yüksek irtifa çıkışı yapmış, ve farklı ülkeden çok sayıda dağcı arkadaşı olan biri olarak; Türk dağcılığını ve Türk dağcıları Dünya dağcılığının neresinde görüyorsunuz? Dağcılık sporunda en gelişmiş ülke hangisidir?

Dağcılıkta son yıllarda katedilen gelişmelere rağmen daha hala dünya dağcılığının bir kaç onyıl gerisindeyiz. Tunç Fındık gibi başarılı bireysel dağcılarımızın olması bu durumu ne yazık ki değiştiremiyor. Aslında ülkenin tüm potansiyeli kullanılabilse, bundan çok daha iyisini başarabiliriz. Bu konuda sorumluların sorumsuz davranması nedeniyle ne yazık ki bu sinerjiye çok uzağız. Yine de spor tırmanışında çok güzel gelişmeler oluyor.

Artık pek çok ülkede etkin bir dağcılık kültürü var. Eskiden Rusya ve Polonya gibi doğu bloku ülkelerinden veya Fransa, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerden çok başarılı dağcılar çıkardı. Dağcılık sporu giderek büyüyen bir sektör. Turizm imkanlarının ve iletişimin gelişmesiyle, dünyanın hemen her köşesindeki dağlara çok daha kolay ulaşabilmek mümkün artık. Bugün Everest Dağı’na dünyanın her yerinden yüzlerce dağcı geliyor. Dağcılığın içinde sportif tarafından ziyade turistik tarafının öne çıktığı yeni bir alan oluştu son 15 yılda. Bu alan çok büyük ve geleceği de çok açık bir sektöre dönüştü. Görünen o ki, daha uzun yıllar büyümeye de devam edecek.

Türkiye Dağcılık Federasyonu için bir dönem adaydınız, TDF adına ne gibi projeleriniz var, yeniden aday olmayı düşünüyor musunuz?

Benim hiçbir zaman TDF’nin başına geçmek gibi bir isteğim olmadı. Ancak mevcut yönetimin yıllardır Türk dağcılığını ileri götüremediğini gören, TDF’nin dışarıda bıraktığı dağcılar ve dağcılık kulüpleri bu konuda bir toplantıda yoğun bir şekilde bu tepkilerini dile getirince ve artık hep birlikte, bizim nesil ve yeni nesil dağcılar birlikte birşeyler yapmanın zamanı geldi denilince, bana da haliyle başkanlığa aday olmak düştü, ben de bunu bir vazife kabul ederek girdim seçimlere. Yoksa benim zaten AKUT’ta çok ciddi ve zamanımı alan sorumluluklarım var. Bunun üstüne bir de TDF’yi kaldırmam çok zordu.

Seçim çalışmalarına başlayınca gördük ki mevcut yönetimin sadece oy verebilsinler diye kurdurduğu kulüplerine karşı seçimi sayısal olarak kazanmak zaten mümkün değilmiş. Ancak o gün ülkedeki pek çok dağcılık kulübü artık bu gidişe bir son verilmesine karar verince dediğim gibi başkanlığa aday olmak bana düştü. Türk dağcılığını 1980’lerden kalan bu kısır ekolün elinden kurtarabilmek için bu yolculukta, Ertuğrul Melikoğlu, Yılmaz Sevgül, Tunç Fındık, Nejat Akıncı, Haldun Aydıngün gibi dönemin en yetkin ve en başarılı dağcılarının, Zirve Dağcılık gibi kendisini çok iyi geliştirmiş kulüplerinin ortak çabasıyla bu dönüşümü sağlayacaktık. Ne yazık ki olamadı.

Yeni bir TDF’de neler olması gerektiğini uzun uzun yazdık, anlattık, paylaştık camiayla. Bu seçimlerde başarılı olsaydık aslında tüm yapacağımız öncelikle adaleti ve şeffaflığı getirmek ve fırsat eşitliği sağlamak olacaktı. Bir de dağcılığımızın kaybettiği zamanı ve kaçırdığı fırsatları geri kazanabilmek için ülkedeki en yetkin dağcıların tümünü bu konuya çekip hep birlikte hareket edebilmek istiyorduk. Biliyorsunuz bu TDF, kendi bünyesinde eğitim almamış dağcıları dağcı bile saymıyor ve yurt dışına yollanacak milli takımın seçmelerine bile kabul etmiyor. Bu ayrımcılık ve ben, sen, bizim oğlan anlayışıyla adının başında Türkiye olan bir spor federasyonunun kaynaklarını kendi kafalarına göre kullanmaları herkesin canına tak etti artık.

Ben de dağcılığa ilgi duyan biri olarak “Kendi Everest’inize Tırmanın” isimli kitabınızı okudum, ve çok beğendim. Çok özel deneyimlerle desteklenmiş bu kişisel gelişim kitabının yazarı olarak dağcılığın kişiliği geliştirdiğini söyleyebilir misiniz?

Öncelikle dağcılık sporu ve diğer doğa sporları gerçekten de bugünkü kişiliğimde çok iz bırakmıştır. Dağcılığın sunduğu fırsatlar sayesinde hem kendimi hem de dünyayı daha yakından tanıma imkanım oldu. Dağcılık sporu içerdiği riskler, tehlikeler ve zorluklar nedeniyle, insanın kendini bırakmasına müsade etmez, her zaman uyanık, dikkatli, tedbirli ve antrenmanlı olmayı gerektirir. Bu disiplin yaşamın her alanında insanın hayatına güç ve üretkenlik katar.

Spor zaten kişiliği geliştirir, dağcılık kişiliği yüceltir. Dağların riskli ve tehlikeli doğasında güvenli hareket edebilmek tecrübe ve olgunluk gerektirir. Dağlar insanı olgunlaştırır.

Teşekkür ediyorum

Serap Akyol