Kali Gandaki – Safkan Bir Maceracı

KALİ GANDAKİ

Himalayalarda denizden 800 kilometre içeride ve 4000 metre yukarıda binlerce “amonit” fosili bulunur. Bugün yaşamayan bu küçük kabuklular 100 milyon yıl önce okyanusları dolduruyordu.

Dağların tepelerinde yalnızca denizde yaşayan bir canlının fosillerinin bulunmasının açıklaması konusunda, bilim adamları son bir kaç onyıla kadar anlaşamıyordu.Bugün genel olarak kabul edilen görüşe göre, bundan 65 milyon yıl önce, Asya ve Hindistanı oluşturan kara parçalarının arasında büyük bir deniz, “Tethys” denizi bulunuyordu.

Milyonlarca yıl önce, her iki kara parçasında bulunan nehirler, Tethys denizine doğru aktıkça beraberinde toprak ve çamur tortular getirdiler. Zaman içinde ölen Amonitler de okyanusun dibinde bu tortul oluşumların arasında fosilleştiler.

Hindistan, yavaş yavaş Asyaya doğru yaklaştıkça, denizin dibinde nehirlerin getirdiği tortular yükselmeye ve buralarda deniz sığlaşmaya başladı. Zamanla, bu tortular kireçtaşı ve kumtaşı kayaçlarına dönüştü ve küçük tepeler oluşturmaya başladı. Asyadan güneye doğru akan nehirlerin çoğu, önlerinden yükselen bebek Himalayaları aşabilmek için onların, doğusuna doğru akmaya başladı ve uzakta Brahmaputra nehriyle buluştu.

Kali Gandaki ise, yavaş yavaş yükselen yumuşak kayaçları aşındırarak kendi akış yolunu sürdürebilecek güce sahipti. Bugün Nepal’in orta kesiminde bulunan Annapurna (8091m.) ve Dhaulagiri (8167m.) dağlarının arasından geçen Kali Gandaki vadisi muazzam derinliğiyle dünyanın en derin nehir yatağını oluşturur.

40 milyon yıl önce Asya ve Hindistan birleşti. Böylece dünyanın en genç ve en büyük dağları Himalayalar yükselmeye başladılar. Bugün bile Hindistan kuzeye doğru yavaş ama kararlı ilerleyişini sürdürür. Eski çağların nehirleri yani yataklarında akarken, Himalayalar da milimetre ölçülerinde yükselmeye devam eder.

Yer yer 6000 metreyi aşan derinliğiyle Kali Gandaki nehri bugün görsel zenginliği, ekolojisi ve sportif imkanlarıyla da araştırmacıların, gezginlerin ve raftingcilerin ilgi odağıdır.

SAFKAN BİR MACERACI

İkinci Dünya Savaşı öncesi döneminin ünlü dağcılarından Bill Tilman, 1898 yılında dünyaya geldiğinden beri yaşamı hep keşfedilecek bir macera olarak algılamış ve sınırlarını zorlamış. Gençliğinde 14 yıl Afrika’da kalmış, keşif yolculukları, tırmanışlar yapmış.

Noel Odell ile birlikte 1936 yılında yaptığı 7816 metrelik Nanda Devi tırmanışı, o güne dek yapılan en yüksek irtifa tırmanışı ve en zor teknik tırmanış olur.

Savaş yıllarında Balkan partizanlarla savaşır. 1947 yılında onu Sinkiang bölgesinde bir keşif yolculuğunda görürüz. Savaş sonrasında ellili yaşlarında Himalayalarda bir kaç ekspedisyona daha liderlik eder ve sonra gözlerini denizlere çevirir. Denizciliği, dağcılığı ve keşfetmeyi birleştirir. Kendi teknesiyle, Güney Okyanusta, Arktik kuşakta yolculuklar yapar, Patagonya’da, Grönland’da dağlara tırmanır. Denizciliği sayesinde, dünyanın uzak köşelerine, kimsenin gidemediği coğrafyalara ulaşır. 1956 yılında, Güney Patagonya Buzulunun ilk traversini gerçekleştirir.

Döneminin en tanınmış gezgin – yazarlarındandır. Bir balıkçı teknesinden bozma Mischief ‘le, değişik mürettebatla yaptığı yolculukları altı kitapta toplar. Bu seyahatlerden biri için The Times’a verdiği küçük ilan ilginçtir; “Küçük bir tekne ile uzun bir yolculuğa çıkacak denizciler aranıyor, ücret yok, rota belli değil, pek fazla eğlence yok.”

Bill Tilman, dağcılığı, denizciliği, macerayı sonuna dek yaşar. 1977 Kasımında En Avant adlı tekneyle 79 yaşındayken, Antarktika açıklarındaki Smith adasına doğru yola çıkar. Ancak tekne hedefine hiç bir zaman ulaşamaz, okyanusun soğuk sularında kaybolur. Soluk soluğa yaşayan Bill Tilman, bir Viking cenaze töreni ile dünyadan ayrılmıştır.

Bill Tilman ölmekten korkmadığı gibi, yaşamaktan da korkmamış. Yaşamı boyunca hep sınırlarda dolaşmış, hep gidilmeyen yerlere gitmiş, tırmanılmayan dağlara tırmanmış ve yelken basılmayan denizlerde dolaşmış.

Yaşadıklarını paylaşma isteği ve bu konudaki yeteneği sayesinde de, geride toplam 12 kitap bırakmış. Arkadan gelenlere değişik, heyecanlı ve çok güzel bir vizyon sunabilmek için…

Cesaret, korkunun olmaması değildir.
Cesaret korkunun altedilmesidir.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir