National Geographic

Nasuh Mahruki:

“Kendi Everest’inize Tırmanın”

Dünyanın en yüksek dağları Everest ve K2’ye tırmanan ilk Türk, Türkiye’nin en yüksek oksijen desteksiz ve solo tırmanışlarını gerçekleştiren Kar Leoparı unvanlı dağcı, Arama Kurtarma Derneği AKUT’un başkanı, takım çalışması ve liderlik dersleri veren bir öğretici, fotoğrafçı, belgesel yapımcısı, yazar… Böyle bir yaşam yolculuğunu seçmenizde ne etken oldu?

Üniversite dönemim ve Rus dağcıların etkisi çoktur. Bilkent Üniversitesi’nde okurken Ankara’da doğa sporları ile ilgilenen son derece nitelikli grupların içine girdim. Doğa sporlarında kendinle başbaşa kalırsın. Seyircisi yoktur. Kendi dünyan, kendi isteklerin, kendi yolun, kendi hedeflerin, kendi başarıların ve tabii ki kendi kendine üstlendiğin riskler, ödediğin bedeller ve öğrenmelerin oluşturduğu bir yaşam biçimidir ve bu benim kişiliğime çok uygundu. Dağcılığa başladıktan 4 yıl sonra ilk yüksek irtifa tırmanışım için Kırgızistan’a gittim ve orada Rus dağcılarla ve Rus dağcılık ekolüyle tanıştım. Çok disiplinli, çok organize ve çok gözükaraydılar… Antrenmanları, hazırlıkları, aralarındaki ilişki, spora yaklaşımları inanılmaz etkileyiciydi. Dağcılığı en ciddiye alan ve gördüğüm en yüksek risk alan insanlardı.

Siz de riski seviyorsunuz…

Amaçsız riske girmeyi sevmem, anlamsız ve gereksiz bulurum. Ancak hedeflerime ulaşabilmek için süreçle beraber gelen riskleri yönetmeyi iyi öğrendim. Genel anlamda yüksek bir risk alabilme kapasitesine sahip olduğumu söyleyebilirim.

Hep kendinizi aşmaya çalıştınız…

Kendimi bildim bileli kendimle uğraştım. Ciddi tırmanışlarımın çoğu Türkiye’de ilktir, bazıları hala tektir. En zor tarafı hepsini deneme yanılmayla öğrenmem gerekti, önümde bu anlamda örnek yoktu. Bu, insanın özgüvenini ve özsaygısını besleyen bir şey. Riskli sporlarla başa çıkabilmenin ön şartı bütün bu riskleri yönetebilmeyi öğrenmektir. Riski yönetmeyi öğrenmek cesaretin ötesinde zeka, esneklik, kıvraklık ve sağduyulu düşünmeyi gerektirir. Ben her zaman sağduyulu bir insan oldum.

Günümüzde bize dayatılan modeller ve yaşam biçimleri arasında kendi yolunu çizmek kolay olmasa gerek…

Gerçekten bize dayatılan kalıplar ve standart modeller var. Şöyle giyineceksin, şöyle davranacaksın, şunlardan hoşlanacaksın, şunları izleyeceksin, şunları bileceksin, şunları kullanacaksın… Ama bu kalıpların hiçbiri tam olarak bize uygun değil. Bu kalıplar insanların beğenilerini, ihtiyaçlarını kolay yönlendirilebilir ve kolay değiştirilebilir standart bir formatta tutabilmek ve onları daha kolay yönlendirebilmek için… Bu kalıpları olduğu gibi kabul eden ya da kendine yakın bulan herkes zaten baştan kaybediyor. Bu nedenle önemli olan kendimizin farklılığının farkında olarak kendi yolumuzu çizmek, bizim için doğru olanı bulabilmek…

Nasıl?

İnsanın hedeflemesi gereken şey içindeki potansiyeli keşfedip onu gerçekleştirmeye çalışmak olmalı. Bu çok iyi bir yazar, bankacı, sporcu ya da sanatçı olmak veya çok başka bir şey de olabilir. Bu da ancak kendini ve kendi yeteneklerini tanımakla ve bunları geliştirmeye çalışmakla mümkün. İnsan ne kadar erken yaşta kendi yeteneklerini tanıyarak hayattan beklentilerini, gelecekte nerede olmak istediğini belirleyebilirse o yol üzerinde o kadar emin adımlarla ilerleyebilir. Benim hayatımda da böyle oldu. Yaşamda kendini gerçekleştirmek, kendini tanıma ve kendi yolunu çizerek başarılabilir. Bu tercih bilinçli olarak yapılabilirse dışarının etkisi anlamını ve önemini yitiriyor.

Karşılaştığınız engellere karşı bir strateji izlediniz mi?

Ne yazık ki hakettiğimden daha fazla zorlukla karşılaştım. Dedikodular, karalama kampanyaları, engellemeler… Kendime göre bir strateji izledim elbette. Hedefimi gözden hiçbir zaman kaçırmadım. İnsan doğru yolda olduğuna ne kadar inanıyorsa o yolda kalacak o kadar gücü de buluyor. Bazen durabilirim, manevra yapabilirim, bekleyebilirim, geriye de çekilebilirim, ama hedef hep önümdedir. Hedefini gözden kaçırmadan ilerleyebiliyorsan problemin zor ya da kolay olmasının bir anlamı kalmıyor. Hedef odaklı olduğunda bütün engellerle gerektiği şekilde mücadele edebiliyorsun. Sonbaharda çıkaracağım Kendi Everest’inize Tırmanın adlı yedinci kitabımda da bütün bunları anlatıyorum.

Bu kitap diğerlerinden farklı görünüyor.

Evet bu kitapta özellikle gençlerin içlerindeki potansiyeli keşfetmelerinin ve kendi yollarını izlemelerinin yöntemini anlatıyorum. İnsanın kendi yetenekleri ile kendi yolunu çizmesini salık veren ve bunun da nasıl yapılabileceğini 41 yıllık yaşamımdan örnekler vererek anlatacağım bir kitap olacak.

Pek çok insanın hedef seçtiği sürekli mutluluk diye birşey var mı sizce?

Tek hedefin mutluluk olması insanı aşırı bir uca, hedonizme götürür. Bence yaşamda en önemli şey denge. O dengenin bir parçası mutluluk, bir parçası başarılı olmak, bir parçası kendine saygı duymak, bir parçası ve bence en önemlisi de faydalı olmak. Buna herkes kendine göre maddeler ekleyip, çıkarılabilir elbette. Tabii ki mutluluğu hedefleyeceğiz, ama bu mutluluğu sadece bedenin istek ve ihtiyaçlarına indirgersek kendimize haksızlık etmiş oluruz. İnsan bundan daha fazla bir şeydir. İnsanın tüm özelliklerini ve kabiliyetlerini kapsayan ve kendi içinde bütünlüğü hedefleyen bir denge kurmak gerekir. Kendi içinde bütünlüğe ulaşmaya çalışan insan kendi potansiyeline daha çok yaklaşır ve bence bu çok büyük bir mutluluk kaynağıdır ve önü çok açıktır.