Nuh’un Gemisi ve Ağrı Dağı

İnsanlık tarihinin tartışmasız olarak en önemli destanlarından birine ev sahipliği yaptığımız halde, ne yazık ki bu büyük fırsatı ve potansiyeli gereği gibi yerine getiremiyoruz. Bu yüzden de tahmin edemeyeceğiniz kadar büyük bir fırsat maliyetinin avuçlarımızdan kaçmasını yıllardır göz göre göre uzaktan izliyoruz.

Bölge turizmine dolayısıyla ekonomisine ve sonuçta ülkemize çok büyük bir katma değer yaratabilecek Ağrı Dağı ve Nuh’un Gemisi ile ilgili konularda bu güne dek sürdürdüğümüz pasif, zorlaştırıcı hatta engelleyici politikalarımızı artık değiştirme zamanı gelmiştir. İçinde bulunduğumuz durum ve gelişen koşullar bu tür bir değişim için gayet uygundur, hatta gereklidir. Buna göre çok daha aktif ve yaratıcı projeler hazırlayarak Ağrı Dağı’nın ve Nuh’un Gemisi efsanesinin çok daha etkin bir şekilde tanıtılması, duyurulması ve bu bölgeye gelmek isteyenlerin uyması gereken bürokratik koşulların kolaylaştırıcı bir şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

Dışarıdan takip edebildiğim kadarıyla hükümetimiz de bu konuda benzer düşüncelerle proje hazırlığında. Umuyorum ki izin prosedürlerinde ve hizmet anlayışında yapılacak olumlu gelişmelerle birlikte bu yazdan itibaren Ağrı Dağı ve Nuh’un Gemisi efsanesi yabancılar tarafından daha kolay ulaşılabilir hale gelecek ve etkin bir proje yönetimiyle ülkemize büyük bir ekonomik, politik ve sosyo – kültürel fayda sağlayacaktır.

 

İncil’in “Genesis” bölümünde, Gemi’nin, Ararat dağlarının üzerinde durduğu ifade edilir. İncil uzmanları, Ararat dağlarının, eski Urartu krallığının dağları olduğunu değerlendiriyorlar. Burada bir diğer olası bölge olarak karşımıza Cudi dağı çıkıyor ki, Cudi dağının da Kuran’ı Kerim kaynaklı Nuh’un Gemisi ile ilgili geleneksel efsaneleri mevcut. Benzer şekilde, her ikisi de ülkemiz sınırları içerisinde yer alan bu dağların dışında bir kaç dağın ve bölgenin adı daha Nuh’un Gemisi efsanesinde geçiyor, ayrıca bağlantılı olarak 20 civarında arkeolojik alan da tespit edilmiş durumda.

 

Doğubayazıt ilçesinde Durupınar’da yer alan gemi şekilli oluşum da, Nuh’un Gemisi araştırmacılarının ilgisini çekiyor. Oradaki küçük ve mütevazı müzede de bu konuyla ilgili ilginç buluntular ve iddialar sergileniyor. Bir de yine bölgede bulunan ancak henüz koruma altına alınmayan deniz fosillerini de, bu bölgenin geçmişte sular altında olduğunun bir kanıtı olarak değerlendirebiliriz.

 

Ağrı Dağı ile ilgili iddialarda, en önemli soru Nuh’un Gemisi’nin nerede karaya oturduğu konusudur. İncil’e göre, Nuh’un Gemisi’nin karaya oturmasının ardından 70 gün sonra diğer dağların tepeleri görülmeye başlanmış. Buna göre, Ağrı Dağı’nda zirveye yakın bir bölümü düşünmemiz gerektiğini söyleyebiliriz. Bir de tabii ki Ağrı Dağında yaşanan buzul hareketleri, volkanik aktiviteler ve depremlere bağlı olarak geçmişten günümüze büyük değişimler olabileceğini de göz önünde bulundurmamamız gerekir. Bu konuyla ilgili yapılmış onlarca araştırma, yazılmış onlarca kitap, yüzlerce makale, yüzlerce iddia ve tarihten gelen 2500 yıl öncesine kadar varan kaynaklara dayalı söylemler mevcut.

 

Sonuçta bunlar bilim insanlarının ve araştırmacıların değerlendirmesi gereken teknik konular. Biz ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, ülkemizde bulunan her türlü yeraltı, yerüstü zenginliği, coğrafi, kültürel, turistik kıymetleri akılcı yönetim ve planlama ile ekonomik ve sosyo-kültürel açıdan, çevreye saygılı, etik değerlere bağlı ve sürdürülebilir uygulamalarla en iyi şekilde değerlendirmekle yükümlüyüz. Kollektif akıl ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluğumuz bunu gerektirir.

 

Bu açıdan bakıldığında, Ağrı Dağı’na ve Nuh’un Gemisi’ne, kendilerine göre dağcılık ve/veya dinsel gerekçelerle gelmek için can atan yurtdışı kaynaklı onbinlerce insanın ve onlarca araştırma ekibinin bu isteklerini belirli bir disiplin ve kontrol dahilinde gerçekleştirebilmeleri için gerekli koşulları sağlamalıyız. Efsanenin bölgenin turizm hareketliliğine ve ekonomik kalkınmasına yaratacağı katma değeri kullanabilmemiz için uygulamalarımızı değiştirmeliyiz. Bugün dünyanın pek çok yerinde bazıları haklı gerekçelerle olmakla birlikte çoğu uyduruk ve yapay iddialarla, hatta planlı ve uzun soluklu kurgularla, herhangi bir kıymeti yada özelliği olmayan bölgelerde muazzam bir turizm hareketliliği yaratılabilmektedir. Örnek olarak ilk aklıma gelenler; Loch Ness gölünün canavarı Nessie, X kilisesindeki Meryem Ana heykelinin ağladığı hikayesi, Y bölgesinde bir kadında Hz. İsa’nın vücudundaki yara işaretlerinin çıktığı hikayesi, Himalayalardaki “Yeti”, Amerika’daki “Sasquatch” (karadamı) efsaneleri, Transilvanya’daki Kont Drakula ve vampir efsanesi, vb.

 

Bu örnekleri elbette ki arttırabiliriz. Ancak burada asıl önemli konu, doğal bir fırsat olarak ve herşey hazır halde, değerini ölçemeyeceğimiz büyüklükte bir insanlık hazinesine sahip olmamıza rağmen, bunu olması gerektiği gibi değerlendirmekten çok uzakta kaldığımızdır. Bizim yapmamız gereken, Nuh’un Gemisi’ne evsahipliği yapan Ağrı Dağı’nda özellikle dinsel ve duygusal nedenlerle bölgeye gelmek isteyen hristiyan dini mensubu hedef kitlesine dönük çevreye ve doğaya saygılı, etik değerlere bağlı, sürdürülebilir turizm politikaları geliştirerek bölgenin kalkınması için kullanmaktır.

 

Burada şunu da vurgulamak isterim, Nuh’un Gemisi’nin Ağrı Dağı’nda olup olmadığı bulunduğumuz noktada yalnızca bir detaydır. İnsanlık Truva, Jeriko gibi kutsal mekanları bulabilmek uğruna yüzlerce yıl uğraşmıştır ve benzer şekilde İncil’de adı geçen henüz keşfedilememiş kutsal mekanları bulmak için aynı kararlılıkla uğraşmaya da hazırdır. Bunun için kamuoyu da mevcuttur, bu araştırmalara muazzam kaynaklar aktaracak fonlar da mevcuttur. Bizim tek yapmamız gereken, yabancıların yüzlerce yıldır iddia ettiği Nuh’un Gemisi’nin Ağrı Dağı’nda olduğu söylemine sahiplenmek ve bunu bu topraklara ait bir milli değer olarak kıymetlendirmektir. Nuh’un Gemisi’nin varlığı veya yokluğu araştırmacıların ve inananların cevap bulması gereken bir sorudur. Biz ise elimizdeki müthiş fırsatı artık tepmekten vazgeçmeli ve 21. yüzyılın gereklerine göre değerlendirmeliyiz.

 

Önümüzdeki onyıllarda dünya turizm hareketliliği, bugüne dek hiç olmadığı ölçüde artacak ve büyük bir para hareketini de beraberinde getirecektir. Türkiye çok zengin turizm potansiyeli ile yabancıların gözünde son derece cazip sayısız özelliğe sahiptir. Bu çeşitliliğe bir de Nuh’un Gemisi’ni eklemek ülkemizin çekiciliğini arttıracaktır. Nuh’un Gemisi efsanesini bir pazarlama projesi olarak ele almalı ve akıllı kadrolarla bir eylem planı dahilinde kurgulamalıyız.

 

Bu konuda ivedilikle atılması gereken adımları sıralayacak olursak şunları söyleyebiliriz. Öncelikle yabancı dağcıların izin prosedürlerinin kolaylaştırılması gerekmektedir. Bugün hala Ankara’dan alınan izinler, Ağrı Dağı’na sadece aylar öncesinden organize ve planlı ekiplerin gelebilmesine fırsat vermektedir. Oysa, Türkiye’ye Kapadokya’yı, Antalya’yı veya İstanbul’u görmek için gelen bir turist, aklında hiç olmadığı halde Doğubayazıt veya Iğdır’a gelirse rahatlıkla dağa gitme iznini alabilmelidir. İzin için gerekli koşullar ve ücret saptanır ve Kaymakamlıklar eliyle koordine edilebilir. Burada elbette ki amaç sadece dağcılara değil, inandığı kitabın kutsal mekanlarından birinde bir kaç gün geçirmek isteyen asıl hedef kitlesine ulaşmaktır. Dağcıların ana kamp olarak kullandığı 3350 metredeki Yeşil Kamp’a veya saptanacak alternatif bir kamp yerine kadar açılacak bir yol ve hazırlanacak doğal ortama uygun dağevleri çocuk, yaşlı herkesin bölgeye gelebilmesini ve herhangi bir özel donanıma sahip olmadan konaklayabilmesini sağlayacaktır. Aynı şekilde Nuh’un Gemisi konulu resim, heykel, anı, obje, aklınıza gelebilecek her türlü turistik ürün de geliştirilmeli ve pazarlanmalıdır. Dünyada çok örneği olduğu gibi, Ağrı Dağı’nın paketlenmiş küçük bir taşını bile anı olarak satın alacak sayısız insan çıkacağını unutmamalıyız.

 

Doğubayazıt’a gelen turistler yine belirli kurallar içerisinde isterlerse belirli parkurlarda dağda yürüyüş veya tırmanış yapabileceklerdir. Bugün için Ağrı Dağı büyük oranda dağcıların gelebileceği yapıdadır ancak bizim asıl ulaşmamız gereken toplama göre ancak küçük bir grubu kapsayan dağcılar değil, bütün hristiyan alemi olmalıdır. Bu koşullar yaratıldığı andan itibaren dağcılık ve trekking (yürüyüş) turizmi de kendisini geliştirecek, bu konularla yıllardır içiçe olan bölge halkı kendi iç dinamikleri ile gerekli koşulları yaratacaktır. Burada Devlet’in yapması gereken tek şey, hizmet kalitesini saptayıp kuralları çok açık ve net olarak koymak ve bunların uygulanmasını da en sıkı şekilde denetlemek olmalıdır.

 

Kişisel kanaatim olarak, Nuh’un Gemisi için hazırlanacak çağdaş bir proje, süreç içerisinde getireceği yeni gelişmeler ve açılımlarla birlikte küçük ölçekli bir bölgesel kalkınma projesi bile olabilecektir. Bugün için bölgede idealden çok uzak, kayıplarla dolu, kendine göre bir düzen işlemekte ve bu düzen şimdiki aktif aktörlerin menfaatine sürmektedir. Dağcılık Federasyonu, bölgedeki yerel rehberler ve dağcılık sporunu aktif olarak sürdüren dağcılar arasında oluşturulabilmiş bir fikir birliği olamamasından dolayı, büyük bir çıkar ve anlayış çatışması yaşanmaktadır. Ağrı Dağı, Dağcılık Federasyonu’na, Türk dağcılarına, bölgedeki yerel rehberlere hatta yerel yönetim unsurlarına bile bırakılamayacak kadar önemli ve büyük bir milli hazinedir. Bu hazine ancak Devlet eliyle ve gücüyle planlanacak, kuralları koyulacak ve denetlemesi yapılacak bir işletme sistemine göre yetkileri belirli koşullar dahilinde yerel unsurlara devredilecek şekilde işletilir ve yönetilirse arzu edilen bölgesel kalkınma sağlanabilecektir. Aksi taktirde yarım yapılan bir proje yönetimi, ancak sorunların ve yaraların büyümesine sebep olur ki, bütün bunların olması gerektiğine inancım tam olduğu halde aklımdaki tek soru işareti, bu süreci politik ve menfaat hesapları yapmadan sonuna kadar, tavizsiz, adil, etkin ve doğru bir şekilde yönetebilecek bir siyasi irade gösterilip gösterilemeyeceği konusudur.

 

www.nasuhmahruki.com
nasuh@nasuhmahruki.com