Tek Başına – Ararat

TEK BAŞINA

14. yüzyılda dağların çekiciliğine kapılan ve dağcılığın babası sayılan Petrarca, insanın kendini geliştirebilmesi ve mutlu olabilmesi için yalnız yaşaması, özgür olması ve düşünüp yazması gerektiğine inanmış. Ancak yalnız yaşamanın, insanları sevmeye engel olmadığını, yalnız yaşarken de insanlarla ilgilenip, onlarla beraber olunabileceğini söylemiş.

Yalnızlık, ne kadar sosyal ve grup insanı olsak ta, zaman zaman hepimizin ihtiyaç duyduğu bir süreçtir. Bazen yalnızca kendimizi dinlemek, düşünmek isteriz. İnsanın kendi iç dünyasına daha kolay dalabildiği bu süreç sayesinde, kişi kendini daha iyi tanıma fırsatı bulur. Kimilerinde bu duygu daha da gelişmiştir, öyle ki, kalabalıkların arasında kendini rahatsız hisseder. Yalnızken kendini daha iyi ifade eder, hatta daha üretken olur.

Bir de seçtikleri hayat tarzına bağlı özel hedeflerinden yada yaşamın garip cilvelerinden dolayı tek başına büyük işler başaran, başarmak zorunda kalan insanlar vardır.

Charles Lindbergh, 1927’de New York’tan “The Spirit of St. Louis” adlı uçağı ile havalanıp, 33 saat süren Atlantik Okyanusu üzerindeki 5800 kilometrelik uçuşun ardından Fransa’ya indiği gün, başarısı, teknolojinin ulaştığı noktanın yanısıra, bireysel kahramanlığın da yeni bir ölçüsü olmuştu.

Uzun yolculuğuna başlamadan önce son hazırlıklar nedeniyle 24 saat uykusuz kalmıştı. Okyanus üzerindeki sert rüzgarların, rotayı kaybetme tehlikesinin, dayanılmaz monotonluğun, iyice hissizleşen duyularının, uçaktaki buzlanmanın ve korkunç yalnızlığının getirdiği müthiş gerilimin yanısıra, 33 saat boyunca uykusuzlukla mücadele etmek zorunda kalır.

Böylesine zorlu bir uçuşu tek başına tamamlayabilmesindeki en önemli etmenler onun daha önceki eğitimi, tecrübesi ve güçlü, kararlı karakteriydi. Lindbergh, dönemin koşullarına göre bu çılgıncasına zor uçuşu kendi seçmişti ve herşeyi en ince detayına dek düşünüp buna göre hazırlanmıştı. Onu, güçlü bir metaforla, tek başına bu dünyada kendi yolunu bulmaya çalışan bir maceracı olarak düşünebiliriz.

And dağlarında haftalarca bir buz cehenneminin ortasında yaşama mücadelesi veren Nando Parrado ve arkadaşlarının sağ kalmalarını sağlayan şey ise biraz daha farklıydı.

Çaresiz, umutsuz bekleyişin son haddine geldiğinde Nando, dağları aşmayı denemeye karar verir. Günlerce önündeki büyük dağı aşmak için karların – buzların arasında tırmanır. Yarı aç, donmak üzere, önündeki zirvenin arkasında yeşil vadileri ve kendilerini kurtuluşa götürecek olan patikaları göreceği inancıyla son bir gayretle dağın zirvesine ulaşır. Ancak görebildiği bütün ufuk karlarla örtülü dağlarla kaplıdır.

Nando, hayal kırıklığı, acı ve kızgınlık içinde ağlamaya başlar, neredeyse çözülmek üzeredir. Fakat geriye dönüp baktığında, aştığı o uzun mesafeyi ve karlı tepeleri görünce, aslında ne kadar çok şey başardığını anlar. Öfkesinin ve umutsuzluğunun yerini gurur ve kararlılık alır. Kişisel bir zirveye ulaşmıştır. İçini zafer ve kendini gerçekleştirme duygusu sarar. Nando yaşamayı başaracaktır. Önündeki dağların hepsini teker teker aşacak ve ölmek üzere olan arkadaşlarına yardım getirecektir.

Nando, Lindbergh’in aksine istemeden ve hazırlık yapmadan böylesi bir mücadelenin ortasında bulmuştu kendisini. Onu ayakta tutan ve dayanma gücü veren şey, hepimizin içinde bulunan sağ kalma içgüdüsüydü.

Tarihte nice Lindbergh benzeri cesur kaşifler olduğu gibi, Nando benzeri beklenmedik zor koşullarda hayatta kalmayı başaran kararlı insanlar da vardır. Koşullar aşırı derecede sertleştiğinde, içindeki bu doğal güdüyü açığa çıkarabilen en sıradan bireyler bile, inanılmaz zorluklara rağmen sağ kalmayı başarabilirler.

ARARAT

Türkiye’nin en yüksek doruğu olan 5137 metrelik Büyük Ağrı dağı, Doğubayazıt ovası ile Iğdır ovası arasında bütün heybetiyle yükselir. İlk tırmanışı 1829 yılında Alman Profesör J. Von Parrot ve ilk kış tırmanışı da, 1970 yılında Dr. Bozkurt Ergör tarafından yapılan Büyük Ağrı dağı, Doğu Anadolu volkan dizisi üzerinde yer alır.

1992 yılından bu yana güvenlik nedeniyle kapalı tutulan Ağrı dağı, yaşları 30 – 32 veya daha altında olan Türk dağcıları için, çoğunun tanışma fırsatı bulamadığı ama özlemle açılacağı günü beklediği bir eski tanıdık gibidir. Silahlı Kuvvetlerin koruması altında bu yıl iki kez tırmanışa izin verilmesi, yakın gelecekte ülkemizin en yüksek dağıyla, genç dağcılarımızın da tanışabileceği müjdesini veriyor.

Dağcılık açısından sahip olduğu önemin belki de 100 katına mitolojik değerinden dolayı sahip olan Büyük Ağrı, bütün Hristiyan dünyası tarafından İncil’de geçen adıyla “Ararat” olarak bilinir. Turizm potansiyeli açısından Türkiye için muazzam bir değere sahip olan Ağrı dağına tırmanış yapmak, efsanevi Nuh’un Gemisini aramak için bölgeye gelmek isteyen insanların sayılarını yüzbinlerle ifade edebiliriz. Dünyanın pek çok ülkesinde Nuh’un Gemisini bulmak için kurulmuş dinsel veya bilimsel kökenli yüzlerce dernek ve kulüp bulunuyor ve hepsi de bir gün Ararat’a, insanlık tarihinin en önemli dağını ziyaret edecekleri günü hayal ediyor.

Umarım 2000 yılında Büyük Ağrı dağı sekiz yıllık yalnızlığından kurtulur ve dünyanın dört bir tarafından gelecek dağcıları ve araştırmacıları eski günlerdeki gibi yine konuk eder.

2000 yılının (yeni bin yılın yada yirmi birinci yüzyılın diyemiyorum, çünkü bunun için bir yıl daha sabretmemiz gerekiyor) herkese hayal kurma ve hayallerini gerçekleşirme fırsatı vermesini diliyorum.

Neyi yapabiliyorsan yada yapabileceğini hayal ediyorsan – başla,

Cesarette, akıl, güç ve büyü de vardır.

Goethe

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir